CHP’li Sarıbal: Tarımın istihdam payı yüzde 34’ten 14’e düştü
CHP'li Orhan Sarıbal, tarımsal istihdamın 2002'den bu yana hızla düştüğünü, ithalata dayalı tarım politikalarının küçük üreticileri sistem dışına ittiğini savundu.
CHP'li Orhan Sarıbal, tarımsal istihdamın 2002'den bu yana hızla düştüğünü, ithalata dayalı tarım politikalarının küçük üreticileri sistem dışına ittiğini savundu.
CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye'de tarımsal istihdamın nüfus artmasına rağmen gerilediğini belirterek, ithalata dayalı tarım politikalarının küçük üreticileri ve aile işletmelerini üretimden uzaklaştırdığını iddia etti. Sarıbal, tarımdaki bu çözülmenin gıda güvencesi ve gıda egemenliği açısından ciddi riskler oluşturduğunu dile getirdi.
TARIMSAL İSTİHDAM 24 YILDA HIZLA GERİLEDİ
Orhan Sarıbal, Türkiye'de tarım sektöründeki istihdamın uzun dönemli değişimine ilişkin verileri değerlendirdi. Sarıbal'ın aktardığına göre, 2002 yılında yaklaşık 64 milyon olan nüfusa karşılık tarımda kayıtlı çalışan sayısı 7,5 milyon civarındaydı. 2026 yılına gelindiğinde ise nüfus 86 milyona yükselirken tarımda çalışanların sayısı yaklaşık 4,8 milyona düştü.
Sarıbal, bu tabloya dikkat çekerek tarımın toplam istihdam içindeki payının da gerilediğini söyledi. 2002'de tarımın istihdamdaki payının yüzde 34'ün üzerinde olduğunu hatırlatan Sarıbal, bugün bu oranın yüzde 14 seviyesine indiğini belirtti. Sarıbal, 2024-2025 döneminde 267 bin kişinin tarım sektöründen ayrıldığını, 2026 yılının ilk çeyreğinde de 44 bin kişinin daha üretimden çekildiğini ifade etti.
Sarıbal, “İnsanlar tüketimi bıraktı mı? Ya da çiftçi üretimden çıktı ama tamamen bıraktı mı? Hayır” diyerek, tarımdaki istihdam kaybının yalnızca teknoloji ve mekanizasyonla açıklanamayacağını savundu. Tarımda iş gücü kaybını tek başına verimlilik artışıyla ilişkilendirmenin mümkün olmadığını dile getirdi.
"İTHALAT ÜZERİNDEN SEKTÖR TERBİYE EDİLİYOR"
CHP'li Sarıbal, tarımda benimsenen ithalat ağırlıklı politikanın üreticiyi zorladığını öne sürdü. “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir” ifadesini kullanan Sarıbal, üreticinin fiyat baskısıyla karşı karşıya kaldığını, bunun da üretimden çekilmeyi hızlandırdığını savundu.
Sarıbal, tarımda yaşanan çözülmenin yalnızca bugünkü istihdam rakamları üzerinden okunamayacağını, yaşanan kaybın Türkiye'nin gelecekteki üretim gücünü de etkileyeceğini söyledi. Özellikle küçük üreticilerin ve aile işletmelerinin sistem dışına itilmesinin üretim yapısında kalıcı değişikliklere yol açtığını kaydetti.
KÜÇÜK AİLE İŞLETMELERİ SİSTEMDEN UZAKLAŞIYOR
Tarımsal istihdamdaki gerilemenin en net biçimde küçük aile işletmelerinde görüldüğünü belirten Sarıbal, açıklanan verilerin bu kesimin tarımdan çekildiğini gösterdiğini söyledi. “Bu, özellikle küçük aile işletmelerinin, özellikle küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını, sistemden sürekli çıktığını gösterir” diyen Sarıbal, bu eğilimin sürdürülebilir üretim açısından uyarı niteliği taşıdığını ifade etti.
Sarıbal'a göre, küçük üreticilerin tarım sisteminin dışına itilmesi; gıda güvencesi, gıda egemenliği ve Türkiye'nin gelecekteki tarımsal üretim modeli üzerinde doğrudan etki yaratıyor. Tarımsal istihdama dair resmi verilerin, ileride telafisi güç olabilecek kayıplara işaret ettiğini belirten Sarıbal, “Bunlar TÜİK’in rakamlarıdır” diyerek değerlendirmesini resmi istatistiklere dayandırdığını vurguladı.
GIDA GÜVENCESİ UYARISI VE İTHALAT ELEŞTİRİSİ
Tarım ve gıda politikalarının yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik hedefiyle şekillendirilemeyeceğini söyleyen Sarıbal, ithalata dayalı tarım anlayışının mevcut sorunları çözmediğini savundu. Covid-19 dönemini hatırlatan Sarıbal, o süreçte bazı ülkelerin ödeme gücü olmasına rağmen buğdaya erişimde zorlandığını anımsatarak, uluslararası kriz dönemlerinde temel gıda ürünlerine erişimin yalnızca satın alma gücüyle güvence altına alınamayacağını dile getirdi.
Sarıbal, tarımın ülkenin stratejik üretim alanlarından biri olduğunu, küçük üreticilerin sistemden uzaklaşmasının yalnızca çiftçileri değil toplumun tamamını ilgilendirdiğini ifade etti. Gıda güvencesi ve gıda egemenliğinin yalnızca piyasa koşullarına bırakılamayacağını, kamu politikalarının bu çerçevede yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.
TARIMSAL ÜRETİM İÇİN PLANLAMA VE TEKNİK KADRO ÇAĞRISI
Orhan Sarıbal, tarımsal üretimde planlamanın önemine de dikkat çekti. Türkiye'deki işsiz ziraat ve veteriner fakültesi mezunlarına işaret eden Sarıbal, ziraat fakültelerinden mezun 50 binin üzerinde, veteriner fakültelerinden mezun ise 30 binin üzerinde işsiz bulunduğunu aktardı. Mesleği dışında çalışan çok sayıda mezun olduğunu da vurguladı.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 2026 yılı için ilan ettiği 1.874 kişilik sözleşmeli personel alımını yetersiz bulan Sarıbal, mevcut üretim alanları ve hayvan varlığı dikkate alındığında daha kapsamlı bir istihdam ve planlama politikasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Türkiye'de 226 milyon dekar ekim alanı, 146 milyon dekar mera ve yaklaşık 78 milyon baş hayvan bulunduğunu hatırlatan Sarıbal, bu potansiyelin doğru planlamayla değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Kuru ve sulu tarım, seracılık, hububat, baklagiller, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri ve hayvancılığın bütüncül bir çerçevede ele alınması gerektiğini söyleyen Sarıbal, ziraat mühendisleri, teknikerler, teknisyenler, veteriner hekimler ve veteriner teknikerlerinin üretim süreçlerine aktif biçimde dahil edilebileceğini ifade etti.
Sarıbal, “Doğru bir planlama, doğru bir tarım modeli; ülkenin biyoçeşitliliğini, toprağını, iklimini, suyunu, kuru ve sulu tarımını plana dönüştürdüğümüzde hiçbir ziraat mühendisinin, hiçbir veteriner hekimin işsiz kalma olanağı yok” sözleriyle, teknik bilgiye dayalı bir tarım politikası çağrısında bulundu.
Türkiye'nin toprak, su, iklim, mera varlığı, hayvan sayısı ve ürün çeşitliliğiyle güçlü bir tarımsal kapasiteye sahip olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu kaynakların ithalata dayalı değil üretimi önceleyen bir planlama anlayışıyla değerlendirilmesi gerektiğini savundu.