Cumhurbaşkanı erdoğan france24e konuştu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Suudi Arabistanın öncülüğünde devam eden, Körfez ülkelerinin tamamına yakınının da içinde olduğu bu operasyonu biz destekliyoruz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Suudi Arabistanın öncülüğünde devam eden, Körfez ülkelerinin tamamına yakınının da içinde olduğu bu operasyonu biz destekliyoruz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Suudi Arabistanın öncülüğünde devam eden, Körfez ülkelerinin tamamına yakınının da içinde olduğu bu operasyonu biz destekliyoruz. Şu anda siyaseten bütün imkanlarımızla biz de yanlarındayız" dedi.France24 televizyon kanalının sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Suudi Arabistanın Yemene yönelik düzenlendiği askeri operasyonu siz de destekliyor musunuz?" sorusuna, "Konuyla ilgili olarak bugün Dışişleri Bakanlığımız çok açık, net açıklamasını yaptı. Bu açıklamayla birlikte şu anda Suudi Arabistanın öncülüğünde devam eden, Körfez ülkelerinin tamamına yakınının da içinde olduğu bu operasyonu biz destekliyoruz. Şu anda siyaseten bütün imkanlarımızla biz de yanlarındayız. Çünkü Yemendeki yapılan bu Hutilerin aylardır devam eden saldırıları gerçekten Yemenin toprak bütünlüğünü bölmeye, parçalamaya yönelik ve Yemende bir mezhebi çatışmanın çıkmasına yönelik adımdı ve bunun geleceği ise yeni bir terör dalgasının Yemende başlamasına zemin oluşturmaktı. Nitekim şu anda bu dalga da orada esmeye başladı. Böyle bir sürecin içerisinde gerçekten Suudi Arabistanın öncülüğünde devam eden operasyonların Yemenin geleceği açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Biz siyasi desteğimizi veriyoruz, vereceğiz. Bunun daha sonra lojistik anlamda değerlendirmelerini yapıp lojistik anlamında üzerimize düşen görev olursa bunları yapma imkanımız olabilir" yanıtını verdi.
"Verilen siyasi desteğin yanında istihbari ve askeri destek de vereceğiniz anlamını çıkarabilir miyiz?" yönündeki soru üzerine Erdoğan, "Şu anda zaten askeri anlamda herhangi bir şey söz konusu değil, bizim istihbari, siyasi ve lojistik konularındaki desteği verme durumumuz söz konusu olabilir" dedi.
"İRAN GERİ ÇEKİLMELİ"
"Bir gün askeri olarak da yardımcı olmanız söz konusu olabilir mi?" sorusuna ise Erdoğan, "Bunlar gündemde olan şeyler değil. Bu gelişmelerin belirleyeceği bir süreçtir. Gelişmeler ne getirir ne götürür bilemiyoruz. Bakın Irakta Suriyede olanları gördük, görüyorsunuz. Burada bütün mesele Yemenin içinde olan bu sürece dışarından da verilen birçok destekler var. İçeride ve dışarıda bu güçlerin Yemenin terk edip Yemen halkına orada özgürce kendi toprakları üzerinde yaşayabilme imkanlarının sağlanması lazım. Bundan dolayı atılan adımı isabetli buluyorum" karşılığını verdi.
"Birçok Körfez ülkesi İranı suçluyor, Hutilerin arkasında İranın olduğunu, İranın savaşın parçası olduğunu söylüyorlar. Siz de buna katılır mısınız?" şeklindeki soruya ise Erdoğan, "Şu anda ne yazık ki görüntü bu. Olay bir Şia-Sünni meselesine dönüşmüştür. Böyle bir süreci yaşıyoruz. Bunun olmasını hiç mi hiç arzu etmezdik. Bu durumu bir an önce bence gerek İran tarafından gerekse bunlara destek veren terör örgütleri tarafından geri çekilmenin yapılıp Yemen kendi iradesiyle yönetilir hale gelmelidir" dedi.
"İRAN BÖLGEYİ DOMİNE ETMEYE ÇALIŞIYOR"
"Siz İranın Yemende mevcut olduğunu mu söylüyorsunuz, çünkü İranın Suriyede de bir mevcudiyeti söz konusu, buna ek olarak Irakta İranın mevcudiyeti söz konusu. İranın bölgede oynamış olduğu rol sizi endişelendiriyor mu?" yönündeki soru üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:
"Bu tartışmasız. Kendime göre İran bölgeyi domine etmeye çalışıyor. Bu gelişmeler isabetli gelişmeler değil. Bakın Irak şu anda ne halde, Suriye ne halde. Biz kendileriyle bunları görüştüğümüzde bunlara ideal anlamda bir yaklaşım sergilemediler. Şunun çok açık net söylememiz, bunun altını çizmemiz lazım; mezhepçiliğin her türlüsü tehlikelidir, yanlıştır, hangi mezhep olursa olsun. Şu anda Irak kendi içinde çok büyük imkanları olmasına rağmen Irak kıvranıyor. Geliyoruz Suriyeye şu ana kadar 300 bin insan öldü Suriyede. Bu 300 bin insanın ölmesine ne yazık ki İran şu anda seyirci durumda ve bunun dışında da desteğini veriyor. Aynı destek Irakta da söz konusu. Biz bunu da İranlı dostlarımıza defaatle söyledik ama biz bu noktada kendileriyle ne yazık ki anlaşamadık. Şu anda 300 bin insanın öldürüldüğü Suriyede de bakın yine kimyasal silahlar kullanılıyor, konvansiyonel silahlarla da 300 bine yakın insan öldürülmüş vaziyette. Bunu tüm dünyanın gözleri önünde Suriyede katil Esed yaparken Esede sahip çıkan bir İran rejimi var. Artık bundan geri durması lazım. Çünkü adil bir yaklaşımı bizim İrandan beklemek, herhalde komşumuz olarak, aynı inancı paylaşan ülke halkı olarak hakkımızdır. Ama bunu mezhepçi bir anlayışla yorumlamak suretiyle bu süreç devam ederse buna pek de olumlu yaklaşmak mümkün değil. Şu anda bir Sünni-Şia mücadelesinin sürmesi bizi üzmektedir. İşte geldiği nokta şu anda Yemendeki tablodur. Bunu görmek, yaşamak istemezdik. Ama bir yere kadar, şu anda bakın gelinen nokta budur. Buna karşı da bir yerde Yemendeki bu zulme, bu adaletsizliğe karşı, oradaki meşru Cumhurbaşkanı Hadinin Adene gitmesi, Adende şu anda ekibiyle bulunması herhalde sıradan bir olay değildir. Çünkü Yemenin başkenti Sana olduğuna göre Sanadan Adene niye gitmiştir bu insan. Buraları iyi tahlil etmemiz lazım."
"EĞİT-DONATI YAPIYORUZ, BUNDA MUTABIK KALDIK"
"Irakta şu anda devam etmekte olan bir savaş var. Tikrit şehri için verilen mücadele yine Musul için bir takım hazırlıklar var. Musul şu anda DAEŞin kontrolü altında ama Irakta Tikritte İranlıların bir fiil mevcut olduklarını görüyoruz. Özellikle Al Kuds güçlerinin ve Kasım Süleymaninin Tikritte gayet açık, alenen bulunduklarını ve Amerika Birleşik Devletleri askeri güçleriyle en azından hava desteği açısından işbirliği içinde olduğunu görüyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz. Buradaki mantık nedir sizce?" sorusu üzerine Erdoğan, "DEAŞa lütfen İslam Devleti demeyelim veya Irak İslam Devleti demeyelim. Çünkü bu İslama saygısızlık olur bir de bir terör örgütünü devlet olarak tanımlamayı terörle mücadelede eksik bir yaklaşım olarak görüyorum. Kesinlikle tamamıyla DEAŞ olarak bunu ifade ederek geçmek lazım. Çünkü bunlar yaptıklarıyla terör örgütü olarak bu mücadeleyi sürdürmektedirler. Şu anda Irakta yaptıklarıyla ciddi kayıplar vermektedirler. Onlar kayıplar verirken ne yazık ki Irakın o güzelim Musulu, Tikriti, El Ambarı aynı şekilde Süleymaniye yanıp yıkılıyor, her taraf yerle bir ediliyor. Bunların olması istenmezdi. Bakın orada kütüphaneler, camiler, türbeler bütün bunlar yakıldı, yıkıldı. Binlerce, on binlerce insan öldü, öldürülüyor. Bir Müslümanın böyle bir şeye tahammül etmesi mümkün değildir. Çünkü bir Müslüman bir insanın ölümüne bile asla zemin hazırlayamaz. Ama şu anda ne yazık ki bu tür yanlışlarla karşı karşıyayız. Az önce ismini verdiğiniz kişi gayet iyi tanıdığım birisidir. Şu anda da tüm gazetelerden, istihbari bilgilerden aldığımız kadarını söylüyorum, maalesef Iraktaki bütün bu operasyonların içerisinde. Yapılmak istenen ne? Irakta Şianın gücünü daha da artırmaktır. Fakat şunu da çok açık net söyleyeyim; hava harekatlarıyla ben orada başarı elde edileceğine inanmıyorum. Çünkü hava harekatıyla kara harekatının beraber yürütülmesi lazım. Onun için ben özellikle Suriye için şunu çok söyledim, dedim ki bir defa burada bir, eğit-donatı yapıyoruz, bunda mutabık kaldık. Tamam, yapacağız ama uçuşa yasak bölgenin olması lazım bir de güvenli bölgenin ilan edilmesi lazım. Uçuşa yasak ve güvenli bölge olmadıktan sonra Suriyedeki sıkıntıyı aşamayız. Iraka gelince Irakta da sadece hava harekatıyla bu iş yürümez, kara harekatının da olması lazım. Şu anda Musulun çok büyük bir kısmı Musulu terk etmiş vaziyette. İçeridekiler de DEAŞın devamlı tehdidi altında. Önce Musulu terk edenlere sahip çıkılması lazım ki onlara bu destek verildiği zaman onlar zaten bu süreci belki de kendi lehlerine çevireceklerdir. Ama şu anda Tikritteki gelişmelere baktığımızda DEAŞ Tikriti yavaş yavaş terk ediyor. Bunun haberleri az önce bana geldi. Temenni ederim ki tamamıyla Irak da Suriye de bu örgütten temizlenmiş olsun" açıklamasında bulundu.
"İRANIN YAKLAŞIMI SAMİMİ DEĞİL"
"İranlıların yardımıyla veya İran ve ABDnin işbirliğiyle olsa bile mi? Yani DAEŞ o bölgeden çıkarıldıktan sonra sizi bunlar rahatsız etmez mi?" sorusuna ise Erdoğan şu cevabı verdi:
"DEAŞın oradan zaten temizlenmesiyle o illerde, eyaletlerde yaşayanlar kendi topraklarına döneceklerdir, kendi evlerine döneceklerdir. Malum buradaki operasyonların içerisinde çevredeki ülkeler olarak biz mesela lojistik, insani yardım konusunda her türlü desteği verdik, Amerika tüm hava harekatlarında, zaman zaman Fransa, Almanya aynı şekilde bu harekatın içinde bulundu hatta İngiltere yine bulundu. Bizler de bu süreçte bütün dert bu örgütün oradan terkini sağlamaktır. Çünkü İranın bu noktadaki yaklaşımları samimi değil çünkü onlar mezhep eksenli olarak çalışıyorlar yani DEAŞın terk ettiği yerlere kendileri girmek istiyorlar. Biz mezhep eksenli bir yaklaşımın olmadığı ve Musul halkının evlerine döndüğü, aynı şekilde El Ambarın Tikritin evlerine yerleştiği bir dönemi bekliyoruz."
"Peki askeri olarak Irakta daha fazla çaba sarf etmeye hazır mısınız?" sorusuna ise Erdoğan, "Belli bir süreç bu desteğin sağlanması lazım" karşılığını verdi.
"ESED ÇÖZÜMÜN ASLA PARÇASI OLAMAZ"
"Geçtiğimiz aylar içerisinde Batılı bazı ülkeler nezdinden Beşar Esadla bir yakınlaşmadan bahsedildi, Fransadaki bazı milletvekilleri Şama gidip kendisiyle görüştüler. John Kerry de dedi ki onunla müzakere etmek zorundayız. Daha sonra bunun üzerine ek bir takım açıklamalar geldi. Ama işlerin değiştiği bir noktadayız sanki. Batı sanki Beşar Esadın orada olmaya devam edeceğini, Suriyede barışçıl bir çözümün parçası olması gerektiğini düşünmeye başladı. Siz ne dersiniz?" sorusuna ise Erdoğan, "Fransa seyahatinde Sayın Hollande ile bunları konuştuğumda Sayın Hollandeın düşüncelerinin bizimle aynı olduğunu, Esedi hiçbir zaman kendisine bir muhatap olarak görmediğini bana bizzat ifade etti. Nitekim Fransa parlamentosundan buraya gelenlerin kendilerini temsil edemeyeceğine dair Sayın Hollandeın bir açıklamasını biliyorum. Böyle olunca Esedin bir meşruiyetinin söz konusu olması söz konusu değil. Aynı şekilde Amerikada Kerry atfen söylenen sözlerden sonra hayır, öyle değil böyle dediler. En sonunda şuraya geldi, Esed çözümün asla parçası olamaz dendi. Bizim için aynen öyle, Esed çözümün asla parçası olamaz" karşılığını verdi.
"ESED GİDERSE DAEŞ GELMEZ"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Siz onlara güveniyor musunuz?" sorusuna şu ifadelerle karşılık verdi:
"Esede güvenmemiz asla mümkün değil. Halkının kendisine güvenmediği bir insana ve 300 bin insanı öldüren bir insana nasıl güvenebiliriz, böyle bir şey olabilir mi? Bir siyasetçi olarak, bir lider olarak kendimizi inkarımız olur. Biz bu dünyada özgürlükler olsun, barış olsun, insanların yaşam hakkına saygı olsun diye varız. İnsanların yaşam hakkına saygı duymayan, kendi halkının yaşam hakkına saygı duymayan bir devlet başkanı için biz nasıl kalkarız bunun meşruiyeti vardır, bununla ileride görüşebiliriz deriz. Asla ve asla, kesinlikle onun bu görevden alınması veya çekilmesi gerekir yoksa onun geleceği de bana göre çok çok hayırlı bir gelecek olmayacaktır. Oranın geleceğini er veya geç Suriye halkı belirleyecektir. Bazı ülkelerin yaklaşım tarzında olduğu gibi Esed giderse DAEŞ gelir, hayır oraya DAEŞ gelmez. Oraya Suriye halkı gelir, Suriye halkının iradesi gelir. Biz Suriye halkının iradesine zemin hazırlamalıyız. Eğer demokrasiye inanıyorsak, demokrasiyi savunuyorsak Suriye halkının iradesinin önünü açmalıyız, o irade zemin bulmalı ve o irade hiç kimsenin baskısı altında kalmadan kendi iradesiyle seçimin yapmalı ve Suriyenin başına kendilerinin yöneteceği bir lideri seçmelidirler."
"SİLAHLARIN BIRAKILMASI ŞART"
"Şimdi de Türkiyedeki teröre değinmek istiyorum. Pariste, Amerikada, Tunusta terör saldırıları oldu. Kendilerine cihatçı diyen birçok kişi de Türkiyeden geçerek Suriyeye gidiyorlar, Suriyeden tekrar geri gelip Türkiyeden geçiyorlar. Dolayısıyla DAEŞin ve diğer terör gruplarının Türkiyedeki tehdit düzeyi sizce nedir? Burada bir takım saldırı planları var mı? Türkiye doğrudan tehdit altında mı?" sorusunu da yanıtlayan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Türkiyede 30 yılı aşkın zamandır bölücü terör örgütüyle bizim bir mücadelemiz var. Bu mücadele kararlı bir biçimde devam ediyor. Şu anda bu mücadeleyi önce bir demokratik açılım projesiyle başbakanlığım döneminde başlattım. Ondan sonra bunu Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi olarak devam ettirdik daha sonra da bunu çözüm süreci olarak şu anda devam ettiriyoruz. Bu sürecin bir anlamı var. Bir defa silahların bırakılması şarttır. Silahlar bırakılacak, bırakıldıktan sonra da herkes rahatlıkla evlerine dönecek. Bunun sağlanması lazım. Ama silahlar bırakılmıyor da hala kalkıp silahlar bırakılmadan bu ülkede politika yapılması isteniyorsa bu tabii ki sıkıntılı olacaktır. Nitekim şu anda sözün söyleneceği yer parlamentodur. Gücün varsa gir parlamentoya. Nasıl şu anda silahların desteğinde parlamentoda temsil edilen bir siyasi parti varsa biz diyoruz ki silah kalksın, gel sandıktan çık, ne kadar milletvekili çıkartıyorsan o kadar milletvekiliyle iktidar olabiliyorsan iktidar ol, biz saygı duyarız ama bu şekilde değil. Şu anda tabi bazı adımlar atılıyor. Biz iktidarımız döneminde istihbarat teşkilatımızın ada ile ilişkilerini kurduk. Bunun yanında parlamentoda temsili olan kendi partilerinin milletvekillerinden temsilciler gönderdik, bunlarla görüşmeler yaptırdık. Bunların hepsi iyi niyetti ama bunların hepsinin ötesinde biz ülkemizde özellikle daha göreve geldiğimiz anda bir defa bölgede bir olağanüstü hali kaldırdık, ihmaller vardı, bu ihmalleri giderdik, hak ve özgürlükler noktasında bugüne kadar atılmamış adımları biz attık ve bütün bunlarla beraber alt yapı, üst yapı yatırımlarında çok ciddi adımlar attık, bölgede havalimanları yoktu, havalimanları yaptık, hala yapmaya devam ediyoruz. Bütün bunlar bir defa ret politikalarının ortadan kalkması demektir. Ben onun için Türkiyede Kürt sorunu yoktur diyorum. Tüm etnik unsurların kendilerine has sorunları vardır, bu da doğaldır, tabiidir. Bu sorunları kaldırmak da iktidarların, bizim görevimizdir. Olay budur."
"İRLANDADA OLDUĞU GİBİ SİLAHLARIN GÖMÜLMESİ LAZIM"
"Barışın sağlanması için PKKyla barış yapılması için yakalamış olduğunuz en gerçekçi şans bu mudur? Barışa yakın mıyız?" yönündeki soruya Erdoğan, "Bu tespiti doğru bulmuyorum. Biz devletten devlete bir görüşmenin içerisinde değiliz neyin barışını yapacağız. Şiddetin sona ermesi noktasında silahların gömülmesi aynen İrlandada olduğu gibi nasıl betona gömdüler, bunların tespitleri yapıldı, buna benzer adımların atılmasıyla birlikte zaten hükümetimiz de üzerine düşen görevi her zaman yaptığı gibi burada da yine yapacaktır. Buna şiddetin sona ermesi dediğimiz gibi bir normalleşme süreci diyebiliriz. Bu normalleşme süreci de tüm halkımızın Türküyle Kürtüyle Çerkeziyle Lazıyla Gürcüsüyle beklentisidir" karşılığını verdi.
"ERMENİSTANDAN İZİN Mİ ALACAĞIZ"
"Ermenistanla bir anlaşmazlık var. 1915 olaylarının kutlanması, yıldönümüyle ilgili olarak Ermenistan Cumhurbaşkanı sizi bu anma etkinliklerini sabote etmekle suçluyor. Çünkü siz de aynı tarihlerde Türkiyede 24 Nisanda kendi töreninizi düzenliyorsunuz. Açıkça Ermenistanın bu girişimini sabote ettiğinizi söylüyor, siz ne dersiniz?" şeklindeki soruya da cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugüne kadar Türkiye ile Ermenistan arasındaki sıkıntılarda olumlu adımları hep biz attık. Ermenistan hiçbir zaman olumlu adım atmamıştır. Biz hep barış elimizi uzattık ama elimiz havada kaldı. Geçen yıl 23 Nisanda benim yine yayınladığım bir mektubum vardı. Bilmiyorum haberiniz var mı, bu mektup çok olumlu cevaplar aldı ama aynı olumlu cevabı Ermenistandan alamadım. Şimdi bu yıl biz Çanakkale Kara Savaşlarının 100. yıl dönümünü kutluyoruz. Kalkıp da bunun için Ermenistandan izin mi alacağız. Bunun tarihi belli, her şeyi belli. Kara savaşlarının 100. yıl dönümünün Ermenistanın yapacağı törenlerle uzaktan yakından alakası yok. Onlar tam aksine bu işi bizim tarihimize endekslediler. Bizim hiç böyle bir derdimiz yok. 24 Nisanda biz dünya barışına katkı sağlayacak, 18 Martta Başbakanımızın katıldığı, şimdi 24 Nisanda da benim ev sahipliğini yapacağım bu törenlerle 23 Nisanda Barış Zirvesiyle mesajlarımızı vereceğiz. 24 Nisanda Çanakkalede mesajlarımızı vereceğiz. 25 Nisanda da misafirlerimiz şafak ayinleriyle bu mesajı dünyaya verecekler" ifadelerini kullandı.
7 HAZİRAN SEÇİMLERİ
Son olarak "Haziran ayında seçimler yapılacak, 7 Haziran tarihinde. Batıda bir takım eleştiriler ifade edildi. Sizin çok güçlü bir devlet başkanı haline gelmek istediğini söyleniyor. Bazıları yeni sultan arayışında mısınız, maksat Türkiyenin sultanı olmak mıdır diyorlar. Siz ne dersiniz?" sorusuna cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Şu anda Fransada Sayın Hollande herhalde bir sultan değil değil mi, yarı başkanlık sistemi var. Amerikada Sayın Obama herhalde sultan değil, başkanlık sistemi var, Arjantin öyle, Brezilya öyle, Meksika öyle. Hepsinde başkanlık sistemi var. Niçin oralarla ilgili böyle bir şey söylenmiyor da Türkiye için böyle bir şey söyleniyor. Biz sandıktan geliyoruz, darbeyle değil. Ama bize bu soruyu yöneltenler Mısıra bu soruyu niye yöneltmiyorlar? Mısırdaki zat darbeyle geldi. Sandıkla gelen şu anda nerede, içeride. Suçu neydi, sultanlık mu yaptı, hayır, tam aksine bulduğu kabineyle Mısırı yönetiyordu. Bir şeyi iyi bilmemiz lazım. Demokrasiye inananlar maalesef dünyada demokrasi mücadelesi verenlerin yanlarında olmuyorlar. Kendileriyle istedikleri gibi aynı paralelde gidecek olanları arıyorlar. Bu çok yanlış bir yaklaşım tarzı. Eğer demokrasiye inanıyorsak iradeyi halka bırakalım. Ne kadar kalacak, 4 yıl, ne kadar kalacak, 5 yıl. Süre geldiği zaman zaten halk devirir, niçin başkaları devreye giriyor. Dışarıdan niçin müdahaleler yapılıyor, içeriden niçin askeri darbeler yapılıyor, bir defa bunlara kendimizi alıştırmamız lazım. Bu bakımdan 12 yıllık başbakanlığım döneminde Türkiyede nasıl bir yönetim uyguladığımız ortadadır. Biz bundan asla taviz vermeyiz. Ama bize artık bu gömlek dar geliyor. Biz de şu anda idari sistemde parlamenter sistemden başkanlık sitemine geçmek gibi yıllardır ülkemizde tartışılan bu konuyu hayata geçirmek istiyoruz. Bunu hayata geçirmek için de belli bir oy sayısına ulaşmanız gerekiyor. Ya bunu referandumla yaparsınız ya da parlamentoda anayasayı değiştirecek sayıya sahip olursunuz. Eğer şu anda herhangi bir parti bu sayıya sahip olursa o zaman bunun yolu açılır ama sahip olmazsa tabi her parti de bunu istemiyor, şu anda başkanlık sistemini isteyen bir parti var, diğerleri karşısında. Onun için 7 Haziranı görmemiz lazım. Ben 7 Haziranın bu açıdan ülkemiz açısında çok çok önemli olduğunu düşünüyorum. Asla bir diktatörlük gibi bir şeyi böyle yakıştırmayı doğru bulmuyorum. Bunu ülkemize saygısızlık olarak görüyorum, şahsıma saygısızlık olarak görüyorum. Bugüne kadar benim uygulamalarımda asla böyle bir şey olmamıştır, insanı sevmekten başka, ülkeme hizmet etmekten başka. Nereden nereye geldiğimiz bellidir. Şunu da bilmek lazım ki gerçekten diktatörlüğün sandığı olmaz."
FRANSADAKİ UÇAK KAZASI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini "Bu vesileyle gerek Almanya gerek Fransa gerek İspanya başkanlarına şansölyesine, başbakanlarına hepsine başsağlığı diliyorum. Tüm halklara -ki bizim de bir vatandaşımız bu kazada malum öldü- başsağlığı diliyorum. Bu tür kazaları görmek, yaşamak bizleri üzüyor. Ulaşabildiğim liderleri aradım, onlara da başsağlığı dileklerimi ilettim. Tekrar Fransanın, Almanyanın ve İspanyanın başı sağ olsun" diyerek tamamladı.