Ana Sayfa
Gundem

MÜSİAD Toplantısına 2. Üniversite Damgası

İnegöl Cuma günü büyük bir organizsayona ev sahipliği yaptı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in onur konuğu olduğu MÜSİAD Genel İdare Kurulu Toplantısı’na İnegöl’ün gelişimi ve 2. Üniversite konusunda ki ısrarı damgasını vurdu.

28 Aralık 2009 - 12:29 Adem Demir 15 dk

İnegöl Cuma günü büyük bir organizsayona ev sahipliği yaptı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in onur konuğu olduğu MÜSİAD Genel İdare Kurulu Toplantısı’na İnegöl’ün gelişimi ve 2. Üniversite konusunda ki ısrarı damgasını vurdu.

MÜSİAD Genel İdare Kurulu Toplantısının Gala yemeğinin açılışında konuşan MÜSİAD İnegöl Şube Başkanı Ahmet Güleç, Türkiye’nin dört bir yanından İnegöl’e gelen misafirlere teşekkür ederek başladığını konuşmasında “MÜSİAD kurulduğu günden beri nasıl ülkemizin kalkınmasında önemli katkılarda bulunmuşsa, MÜSİAD İnegöl şubemiz de kurulduğu 1996 yılından beri, kentimizin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatının gelişimi için önemli bir misyon üstlenmiştir” dedi.

   Ekonomik, sosyal ve kültürel tüm dinamikleri ile İnegöl bugün Anadolu'nun yükselen yıldızı olduğunu söyleyen Güleç, “Şiirleşen ifade ile İnegöl’ümüz; mobilya diyarı,  köfte şehri, doğa harikası Oylat Kaplıcaları ile bir turizm cennetidir. İnegöl’ümüz; Uludağ'ın eteklerine kurulmuş bir nazlı gelin, Organize sanayi bölgesi ile Türkiye ekonomisi için önemli bir değerdir. İnegöl’ümüz; verimli tarım alanları, bereketli toprakları ile zengin bir ürün bahçesidir. İnegöl’ümüz; coğrafi konumu, geniş istihdam potansiyeli, çok renkli sosyo-kültürel mozaiği ile bir cazibe merkezidir. İnegöl’ümüz, tüm dinamikleri ile Anadolu'nun yükselen yıldızıdır. İnegöl’ümüz Anadolu tarih ve kültürünün önemli kentlerinden biridir.”dedi. İnegöl’ün çağlar öncesindeki kuruluşundan bugüne geliş hikâyesini aktaran Güleç “İnegöl denilince; Osmanlı sarayının meşhur içeceği Çitli maden suyu, kaplıcaların efsanesi Oylat kaplıcası ve Osmanlı gemilerine malzeme üreten kereste imalathanelerimiz akla gelirdi. Ağaç işleri konusundaki köklü altyapımız Marangoz Zihni Usta'nın emeğinde, bir dünya markası olma yolunda hızla ilerleyen, İnegöl mobilyasını doğurmuştur. Osmanlı coğrafyasında; Turgut Alp'imiz, İshakpaşa’mız, Kasım Efendi'miz ile tanınırdık. İnegöl Osmanlı'nın ünlü devlet adamı İshakpaşa’nın sevdası idi. Ardından Köfteci Mustafa Efendi'nin mangaldaki eseri; İnegöl’ün köftesi, damaklarda iz bırakmaya başladı. İnegöl, ülkemizin ilk sivil mehteri, Tarihi İnegöl Mehteri'nin dinmeyen sesi oldu. İnegöl'ümüz verimli tarım alanları ile de bereketli bir ovadır. Örneğin İnegöl Ayçekirdeği kentimizin bir tarım markasıdır.”ifadesi kullandı.  

BURSA’NIN EN BÜYÜK İLÇESİYİZ

   İnegöl’ün Osmanlının son döneminden itibaren, Balkanlardan ve Kafkaslardan göç edip gelen vatandaşlara kucak açtığını da aktaran Ahmet Güleç “Cumhuriyetimizin ilerleyen yıllarında Anadolu'nun çeşitli yörelerinden akın akın vatandaşımız İnegöl’ün güzelliğine koştu. Yerlisi ile muhaciri ile İnegöl, bir bütün oldu. Bu zengin yapısı ile İnegöl, ikinci İstanbul gibidir. Renkli ve çeşitli bir kültür mozaiğine sahip olan kentimizde; birliğin, kardeşliğin, dayanışmanın, en güzel örnekleri sergileniyor. Şu anda kentimizde faaliyet gösteren 25 adet kültür ve dayanışma derneğimiz var. İnsanını Balkanlar, Kafkaslar ve Anadolu'dan toplayan bu güzel kentin, sosyal hayatı, kültürel etkinliği, ekonomik gücü ile örnek olacak bir hikâyesi doğmuştur. Merkez ilçeleri haricinde her yönden Bursa'nın en büyük ilçesiyiz. 1965 yılında 30 bin civarında olan nüfusumuz, 1980 yılında kentimiz sanayisinin güçlenmesi ile Anadolu'nun çeşitli illerinden aldığı yoğun göç sonucunda 1985 yılında 110 bin civarına ulaşmıştır. 4 belde ve 91 köyün bağlı olduğu kentimizin nüfusu; son verilere göre 220 bin civarındadır. Merkez nüfusumuz yaklaşık 160 bin olarak kayda geçmektedir. Bu konumu ile kentimiz ülkemizin 40.büyük kentidir. İnegöl, ülke ticaretinde 1940 yılına kadar sahip olduğu zengin ormanlar sayesinde, kereste imalatı ile dikkat çekmiştir. 1940 yılında kereste imalatımız ahşap eşya ve sandalye imalatına dönüşmüştür. 1950 yılından sonra; kentimiz atölyelerinde başlayan mobilya üretimi, sektör haline dönüşmeye başladı. 1960'lı yılların sonuna gelindiğinde, İnegöl mobilyası ülkemiz genelinde tanınmaya başladı. Artık komşu illere mobilya ihraç ediyorduk. Her geçen yıl Türkiye geneline hitap eden bir dağıtım ağı, oluşup gelişti.

TÜRKİYE’NİN MODASI İNEGÖL MOBİLYASI

   1976 yılından sonra ilk ilçe organize sanayisine sahip olan İnegöl, günümüze kadar devam eden bir sanayileşme ve şehirleşme sürecine girmiştir. Koç'un Demirdöküm tesisleri, Sabancı, Sanko Holding, Küçükçalık, Starwood gibi ekonominin büyükleri ile kısa sürede OSB'miz cazibe merkezine dönüşmüştür. Bunun yanı sıra döküm, gıda, oto yan sanayi, cam sanayi, mobilya yan sanayi, ambalaj sanayi ile İnegöl güçlü ve zengin bir sanayiye sahiptir. Bugün sadece OSB merkezli yaklaşık 200 sanayi tesisimiz mevcut. Yetmedi bugün 6 bin 500 hektarlık arazi üzerinde, İnegöl 2.OSB çalışmasını tamamlamak üzere. 2010 yılında hayat bulacak olan Mobilya İhtisas Sanayi'miz 5–6 bin metrekarelik fabrikalar ihtiva edecektir.

Kentimizin en çok istihdam sağlayan sektörü ağaç ürünleri, mobilya ve tekstildir. Diğer taraftan İnegöl’ün verimli topraklarında, meyve ve sebze üretimi ile tarımsal faaliyetler tüm hızı ile devam etmektedir. Hatta tarım potansiyelimiz mobilya ile yarışır hale gelmiştir. 2008 yılında tarımdan elde edilen gelir; 180 milyon TL olarak kayda geçmiştir. Kentimizin ihracat rakamları yaklaşık 600 milyon dolar civarındadır. Bu da Türkiye ihracatının %1'ine denk gelmektedir. Kayıtlarımıza göre İnegöl’den ihracat yapılan ülke sayısı:110 civarındadır.

   En yoğun ihracatı tekstilde gerçekleştirmekle birlikte mobilya sektörümüz her geçen gün ihracat temposunu arttırmaktadır. Mobilya sektörümüz 1 asırlık bir tecrübeye sahiptir. Bugün Ülkemizin mobilya ihracatının % 15'i İnegöl’den gerçekleşmektedir. 2000'li yılların başından itibaren kurumsal yapısını oturtan ve markalaşan mobilya sektörümüz, özellikle MODEF fuarları ile kalite ve pazarlama anlamında büyük bir ivme kazanmış, "Türkiye'nin modası İnegöl Mobilyası", söylemi ile sektöre damgasını vurmuştur. Kısa bir süre önce kurduğumuz Mobilya Tanıtım Gurubumuzun hedefi; İnegöl’ümüzü mobilya başkenti haline getirmektir. Şubemizin de dâhil olduğu, diğer oda ve sivil toplum kuruluş temsilcilerinin de katılımı ile oluşturulan, âcizane şahsımın başkanlığını üstlendiği Mobilya tanıtım grubumuz bu anlamda önemli çalışmalar yapmaktadır. “şeklinde konuştu.

KDV %8’E ÇEKİLMELİ

   Türkiye'nin dış ticaret açığı vermediği nadir sektörlerden biri olmaya devam eden mobilya sektörünün uyarı sinyalleri verdiğini de savunan Ahmet Güleç “2002 yılında 177 milyon doları biraz geçen ithalat 2007 sonu itibari ile 680 milyon doları aşarak neredeyse dört misli artış göstermiştir. Oysa aynı döneminde ihracat 430 milyonlardan 1 milyarın üzerine çıkarak ancak 2,5 misli artabilmiştir. Neyse ki 2008 yılında bu oran ihracat lehine değişmiştir. Buna göre mobilya ihracatımız ise yaklaşık % 8 artışla 738 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu verilere bakıldığında İnegöl Mobilyası'nın sektördeki artan gücü daha iyi fark edilecektir. Küçük imalathanelerde doğan İnegöl mobilyası bugün yüzlerce büyük işletmeden Dünya'nın dört bir yanına pazarlanmaktadır. Son verilere göre; İnegöl 2008 yılında 83 il arasında ihracatta 18.sırada yerini almıştır. İthalatta ise 22. sırada dikkat çekmektedir.”dedi.

   Mobilya sektörünün sıkıntılarına da değinen MÜSİAD İnegöl Şube Başkanı Güleç “Mobilya sektöründe KDV oranının % 18 seviyesinde olması mobilya satışlarını etkilemektedir. Canlandırma politikaları kapsamında 2009 yılı Haziran ayı içerisinde başlayıp Eylül ayında sona eren KDV oranlarının % 10 indirilerek % 8'e çekilmesi ile 6 aylık sürede beklenen artış yakalanmıştır. Dünya piyasaları ile rekabet edilebilmesi için KDV indiriminin kalıcı hale getirilmesinin tüm sektör için gerekli olduğuna inanıyoruz. Markalaşmak, kurumsallaşmak ve bir dünya markası haline gelmek ki kentimiz bu vizyona sahiptir. Sektörümüzün bilgi ve teknoloji donanımına mühendislere, teknik elemanlara, alanında uzman yetişmiş kadrolara sahip olmasını çok önemsiyoruz. Bu sebeple kentimizde bir teknik fakültenin kurulması şart olmuştur.”ifadelerini kullandı.  

ÜNİVERSİTE İNEGÖL’E KURULMALI

  “YÖK'ün aldığı karar ile Bursa'da 2.bir Üniversite kurulması planlanmaktadır.” Diyerek üniversite konusuna da değinen Ahmet Güleç “İnegöl fotoğrafının bütününe bakıldığında rahatlıkla görülecektir ki; İnegöl sahip olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel dinamikleri ile üniversiteyi fazlası ile hak etmektedir. İnegöl tüm değerleri ile şu mesajı veriyor; ‘Üniversite İnegöl’de kurulmalı.’ Güleç konuşmasının sonunda MÜSİAD Genel İdare Kurulu toplantısının İnegöl ve Türkiye için hayırlı olması temennisinde bulundu. MÜSİAD Genel Merkezi tarafından hazırlanan Multivizyon sunumunun ardından MÜSİAD ailesine katılanlara rozet takıldı. MÜSİAD’a üye olan 9 iş adamına rozetleri Genel Başkan Ömer Cihad Vardan tarafından takıldı. Vardan ayrıca İbrahim Uz, Mustafa Besler, Yusuf Şahin adına Nazmi Şahin ve Alinur Aktaş’a İnegöl’ün mobilya, köfte ve fuarcılık gibi alanlarda gelişmelerine katkılarından dolayı plaket takdim etti. 

TÜRKİYE KRİZDE GÜÇLÜ DURUYOR

   Rozet ve plaket takdiminin ardından Genel Başkan Ömer Cihad Vardan söz aldı. Genel İdare Kurulu toplantılarını gün geçtikçe artan bir oranda özellikle bölge insanının, kamu temsilcilerinin, işadamlarının ve yatırımcılarının bir araya gelmesine vesile olduğu ve gerçekleştirildiği bölgeye bir canlılık getirdiği, kamuoyu oluşturduğu buluşmalar olarak niteledi. Vardan “Bugün de burada bu sinerjiyi, bu güzelliği görmek, açıkçası bizleri oldukça motive ediyor ve yaptıklarımızın ne kadar hayırlı olduğu yönünde bize ışık tutuyor. Hepinizin bildiği üzere, 2009 yılını bitirip, yeni bir yıla girmek üzereyiz. Geriye dönüp baktığımızda, 2009'un bizler için oldukça zorlu bir yıl olarak geçtiğini söyleyebiliriz. Herhalde buna da kimsenin itirazı olmaz. Ama bu, sadece bizim için değil, hemen hemen tüm dünya için geçerli bir durum. Çünkü dünya, son yüzyılın en büyük ikinci krizini yaşadı ve hala toparlanma süreci de devam ediyor. Bir kere bu kriz, sonuçları itibariyle dünya ekonomisinde çeşitli eksen değişikliklerini işaret etmiştir. Üretim değeri olmayan kağıt ticareti, duvara toslamış, Anglo-Sakson kökenli kapitalist ekonomi uçuruma yuvarlanmıştır. G-20, IMF gibi kuruluşlar, dünya ekonomisinin yeni patronları olmuştur. Artık hemen herkes yeni bir sistemin gerekliliği üzerinde neredeyse mutabakata varmıştır. Ama yeniden kurulması öngörülen sistemin çatısı hala belirsizdir. Daha önce yaşanan krizlerle mukayese edildiğinde, Türkiye'nin kendi iç dinamikleri bu krize sebep olmamıştır. Tam tersine bu krizi, dışarıdan ithal etmiştir. Bilindiği gibi bundan önce de, 1959'dan beri, 16 tane ekonomik kriz yaşamıştık. Bu 16 kriz, ya ödemeler dengesi açığı, ya bütçe gelir gider makasının açılması, ya kamu borçlarının döndürülememesi ya da bankaların içinin boşaltılması gibi nedenlerle ortaya çıkmıştı. Ve IMF, her seferinde dış finansman ihtiyacını kapatmak için çağrılmış, stand-by anlaşmaları imzalanmış, kemer sıkma politikalarıyla, bu krizler aşılmaya çalışılmıştı. Ancak bu kez, Türkiye, söz konusu parametreler açısından gayet güçlü duruyordu.”dedi.

   Neden reel sektöre etkileri büyük olan bu krize yakalanıldığı sorusunu da yanıtlayan Ömer Cihad Vardan “Bu analizde, öncelikle, finans kaynaklı bu krizin, finans sektöründe oluşturduğu panik havasını ve bunun etrafa yayılmasını görüyoruz. Belki burada, medyanın da maalesef iyi bir imtihan vermediğini söyleyebiliriz. Bununla beraber, bankaların evvel emirde finans musluklarını kapatması, firmaların bir anda sudan çıkmış balığa dönmelerine sebep oldu. Bu sistemle işlerini yürütmeye çalışan firmalardan büyük bir kesim, borçlarını zamanında ödeyemez hale geldiler. Öte yandan, son yıllarda GSYİH içinde önemli bir paya sahip olan ihracatımız, dış talepteki ani düşüşe paralel olarak büyük yara aldı. İç pazarda da tüketicilerin panik psikolojisine girmeleri ve güvensizliğin yaygınlık kazanması, tüketimi, üretimi ve dolayısıyla istihdamı azalttı. Sonuçta hem iç piyasa, hem de dış piyasadaki talebin azalması nedeniyle iş hacimlerinin de düşmesi, ödeme zorluklarını bir miktar daha artırdı. Bütün bunlar bir araya geldiğinde maalesef reel sektörde büyük bir sıkıntı oluştu. Son olarak, belki de en önemlisi, siyasi çekişmelerden bir türlü kurtulamıyor oluşumuz, içine düşülen kısır döngüyü kırmamızı engelledi. Bizler MÜSİAD olarak, krizin başından beri, büyüme ancak istikrar içinde olabilir, Türkiye bu yönde reformlarına devam etmelidir dedik. Yeni bir anayasa, kamu yönetimi reformu, yargı reformu, eğitim reformu yapılmalıdır dedik. AB müzakereleri ve demokratikleşme süreci hız kesmemelidir dedik. Demokrasi olmadan kalkınma olmaz dedik. Çünkü Türkiye'nin 2002–2007 döneminde göstermiş olduğu performansın ardında, bu siyasi istikrar ve yapılan hamleler çıpa olmuştu.”değerlendirmesinde bulundu.  

DEMOKRATİK AÇILIM SÜRMELİ

   Bazı gelişmelerin, hızla koşmaya çalışan Türkiye'yi adeta geriye doğru çekmek istediğini iddia eden MÜSİAD Başkanı Vardan “Sanki bazı güçler, Türkiye'nin ilerlemesini istemiyor. Biz hükümet tarafından başlatılan demokratik açılım konusunda sürecin henüz bitmediğine, hatta yeni bir sürecin daha başladığına inanıyoruz. Bu sürecin iyi idare edilmesi sonucunda ise, Türkiye kardeşliği, birliği, beraberliği, hatırlayacak, kardeşliği hatırlayan Türkiye, istikrarı yakalayacak, istikrarı yakalayan Türkiye ise tutulmaz hale gelecektir. Böylece, 2010 yılında, zaten matematiksel olarak başlayacak olan ekonomik büyümenin, yapısal ve kalıcı hale geleceğini göreceğiz. Bu noktada, dünya ekonomilerinin de toparlanmasıyla beraber ve gittikçe kemikleşen komşu ve çevre ülke pazarlarıyla olan ilişkilerimiz sayesinde, ihracatımız yeniden sevindirici boyutlara ulaşacaktır. Mevcut haliyle güçlü konumda bulunan finans sektörünün, gerçek ve ucuz maliyetlerle finans musluklarını reel sektöre açmasıyla ise, 2010 yılında Türkiye'ye açık ve güneşli bir havanın geleceğini söyleyebiliriz. Böylelikle, değişen pazar şartları, yeni rakipler, yeni teknolojiler, yeni fırsatlar bizleri beklerken, 2010 yılı için ‘Tam yol ileri’ diyoruz. Bu bağlamda Türkiye'nin bu yolda ilerlemesine güç katacak, genç işgücüne ve yeni nesil girişimcilerimize güvendiğimizi, Genç MÜSİAD'ımız vasıtasıyla da bu konuda gerek ulusal, gerekse uluslararası birçok faaliyet yaptığımızı, konuya önem verdiğini bildiğimiz Bakanımızın huzurlarında belirtmekte fayda buluyorum.”şeklinde konuştu. Vardan konuşmasını “Toplantımıza iştirak ederek bizleri onurlandıran Bakanımıza tekrar teşekkürlerimi sunar, hepinize yeni yılda sağlık ve başarılar dilerim.”diyerek noktaladı.

   MÜSİAD Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın konuşmasının ardından Bursa Valisi Şahabettin Harput kısa bir konuşma yaptı. Bursa’nın Osmanlı’yı kuran bir şehir olduğunu aktaran Harput “İnegöl de Bursa’nın özel bir ilçesi. Mobilyası, tekstili, gelişimi, insan dinamizmi, ihracatta 18.sırada yer alan 200 bin nüfusu ile önemli bir ilçesi. Bu güzide şehrin MÜSİAD’a evsahipliği yapmasının da önemli olduğunu düşünüyorum.”dedi. ABD’nin Irak’a, Rusya’nın da Gürcistan’a çok da haklı olmayan sebeplerle girebildiğini belirten Harput dünyanın en büyük gücünün ekonomi olduğunu ifade etti.

İNEGÖL’ÜN TEK EKSİĞİ ÜNİVERSİTE

   AK Parti Bursa Milletvekili Sedat Kızılcıklı ise MÜSİAD’ın organizasyonun İnegöl’de yapılmasının önemine dikkat çekerek “İnegöl 220 bin nüfusu, 2 Organize Sanayi Bölgesi, 700 milyon dolar ihracatı ile kabına sığmayan, dış ticaret fazlası veren bir ilçedir. İnegöl’ün şu an tek eksiği üniversitedir ve inşallah bu da çok yakında gerçekleştirilecektir.”dedi. Bu sözler salonda uzun süre alkışlanırken, Kızılcıklı konuşmasına şöyle devam etti; “Son 20 yılda 4 büyük kriz yaşadık. Geçmişteki yöneticiler krizi yönetemiyorlardı. Krizin faturasını da vatandaşa çıkarıyorlardı. Şimdi Türkiye’de yepyeni bir anlayış var. G-20’nin içine girebilmiş bir Türkiye var.” Sedat Kızılcıklı, MÜSİAD toplantısının İnegöl ve Türkiye’ye hayırlı olması temennisi ile sözlerine sona erdirdi.

   Sedat Kızılcıklı’nın ardından MÜSİAD Genel İdare Kurulu Toplantısının onur konuğu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Ömer Dinçer konuştu. Konuşmasına geçmişte uluslar arası alanda komşularıyla düşman bir Türkiye’den sorunsuz bir Türkiye’ye geldiklerini belirterek başlayan Bakan Dinçer “Biz bölgesinde merkez bir Türkiye hedefliyoruz. 4 yıl önce Suriye ile düşman gibiydik. Son 3–4 yılda başlayan iyi ilişkiler ve siyasi antlaşmalar sonunda Suriye ile bugün dost iki ülkeyiz. Birkaç yıl sonra Türkiye’nin uluslar arası durumu değişecek. Enerji alanında bir geçiş ülkesi olmaya başladık. Bu sektörde stratejik öneme sahip bir konuma geldik.”dedi.

İŞSİZLİK HEDEFİMİZ %15

   Kriz ortamında istihdam alanında diğer ülkelere göre çok iyi yerde olduklarını dile getiren Bakan Dinçer, geçmişte yapılan hataların faturasının daha yeni bittiğini ifade etti. Genç bir nüfusa sahip Türkiye'de istihdama her yıl 800 bin kişinin daha eklendiğini aktaran Dinçer, "Bizden önceki birikmiş iş gücünü eritmemize rağmen, yeni istihdama katılan yüzde 60'ı vasıfsız bir iş gücüyle karşı karşıyayız. Uygulamaya koyduğumuz kararlarla 180 bin işçinin iş kaybını önledik. 145 bin işsize hem eğitim verdik hem de evlerine ekmek götürmeleri için 317 TL ödenek verdik. İşsizlik sorunu temel sorunumuzdur. Global kriz ortamında yüzde 15'lik işsizlik oranıyla 2009 yılını kapatmayı hedefliyoruz." dedi. Dünya ortalamasına bakıldığında kadın istihdamında ülkemizin çok gerilerde olduğunu ifade eden Bakan Dinçer, " Kadın istihdamını artırmak için özel sektöre beş yılı kapsayan iyi bir plan hazırladık. Dünya genelinde iyi bir seviyeye ulaşmaya çalışıyoruz. Küresel kriz öncesi aldığımız tedbirlerin, şimdi tedbir almasaydık ne olurdu gibi bir resmini değerlendiremiyoruz. Ancak sadece şunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Krizin sosyal alanda tahribatı çok yüksek oldu." diye konuştu.

   Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, sağlık alanındaki reformlarla vatandaşın tedavi ve ilaç hizmetlerine erişebilirliğini artırdıklarını söyledi. ''Tedavi ve ilaç hizmetlerinde bugün Avrupa ülkelerinde hatta dünyada bizim kadar kolay imkânlara sahip hiç bir ülke yoktur'' diyen Dinçer, erişimin kolaylaştırılmasının hizmetlerin talebini artırdığını, dolayısıyla birden bire çok büyük bir maliyetle karşı karşıya kaldıklarını dile getirdi. Ömer Dinçer, 2002–2003 yılında reformdan önce kişi başına tedavi oranı 2,8 civarındayken şimdi neredeyse 6'yı geçtiğini, Avrupa ülkelerinin ortalamasının ise 6,5 olduğunu belirtti. Sosyal sigorta kapsamını genişlettiklerini kaydeden Dinçer, Türkiye'de hemen hemen her türlü hastalığın sigorta kapsamında incelendiğini ve ücretinin ödendiğini, bu anlamda sosyal güvenlik alanında önde olan İskandinav ülkelerinden bile çok daha geniş kapsamlı bir sağlık sigortası hizmeti sunduklarını anlattı.  Dinçer şöyle konuştu: ''Bunların etkisiyle sosyal güvenlik masrafları hızla arttı. 2002 yılı sonunda 4,5 milyar TL olan ilaç masrafları 2009 yılı sonunda 15 milyar 700 milyon liraya ulaşacak. Bütün bunlara baktığımızda aslında iki tür tedbir almak zorunluluğu ortaya çıktı. Bunlardan bir tanesi gelirlerin mutlak surette artırılması, sosyal güvenlik primlerinin artırılması, kayıt dışılığın önlenmesi ve öbür tarafıyla da harcamaların mümkün olduğu kadar azaltılması. Şayet siz vatandaşınıza verdiğiniz hizmeti kısmayacaksanız reform olarak ortaya koyduğunuz çalışmalardan geriye dönüş yapmayacak ve hem erişimi kolaylaştırmaya devam edecek hem de öbür taraftan da kapsamını daraltmayacaksanız o zaman yapılacak tek şey, çok rasyonel kararlar vererek masrafların azaltılmasını sağlamaktır.''

   Bir kaç ay önce attıkları temel adımlardan bir tanesinin bununla ilgili olduğuna dikkati çeken Bakan Dinçer, şöyle devam etti: ''Global bütçeleme sistemine geçerek sağlık harcamalarında ciddi anlamda bir tasarruf sağlamayı ön gördük. Tabii başlangıçta böyle bir sistemi uygulamak bizim muhataplarımızı biraz zorladı. Çünkü bu tek bir tarafın değil karşılıklı olarak fedakârlık edilmesini gerektiriyordu. Global bütçenin anlamı şu; Herhangi bir alanda, ilaç sanayinde, özel hastanelerde, devlet hastanelerinde, üniversite hastanelerinde, hepsinde bizim ne kadar harcama yapacağımızın tespitini yapıp onun üzerine harcama yapmamak odaklanıyor. İşte biz yapabileceğimiz harcamanın nihai miktarını tespit edip onun dışında ödemeyi yapmayacağız. Mesela, Sağlık Bakanlığına 12 milyar 700 milyon lira sağlık harcaması 2010 yılı için düşünüyoruz. 12 milyar 700 milyonun üzerinde hiç bir ödemeyi gerçekleştirmeyeceğiz. Onun masrafları bizden alacağı paralar ve maliyeti bu rakamın üzerinde olsa bile. Bu tarafıyla yolsuzlukları da önleyecek. Şayet orada faturaları ne kadar kabartırlarsa kabartsınlar biz bu rakamın üzerinde bir ödeme yapmayacağımız için onların faturaları artırmaları bizi etkilemeyecek...''

İLAÇ FİYATLARINI %30 DÜŞÜRDÜK

   Dinçer, ilaç sanayi ile de pazarlık yaptıklarını, bu pazarlık neticesinde 2010 yılı için Türkiye'de ilaçların fiyatlarının genel seviyesini yaklaşık yüzde 30 oranında düşürdüklerini de belirterek, şunları kaydetti: ''Yani biz bir yıl öncesine göre yüzde 30 oranında daha az harcama yapacağız ilaçlar için. Bu açıdan bakıldığında iki türlü bize yararı oldu bunun. Her şeyden önce sağlık harcamalarında ciddi bir tasarruf imkânı verdi. Yaklaşık 2,5 milyar lira tasarruf edeceğiz. Ama aynı zamanda vatandaşların ilaçlar için ödeyeceği katkı paylarında da yüzde 30 oranında da azalma olacak. Tabii bu verdiğimiz kararın bazı yan etkileri de var. Eczaneler biliyorsunuz bu indirimle ilgili hususlara çok itiraz ettiler. İtiraz etmelerinin temel gerekçesi karlarının düşeceği fikri üzerine odaklandı. İki tür olumsuzluk vardı. Bunlardan bir tanesi raflarında ve stoklarında var olan ilaçların fiyatlarının düşmesi sebebiyle bir zarara sebebiyet verilmesi endişesiydi.

   Biz, burada sorumluluk hissettik. 'Bu sizinle ilaç sanayi arasında bir sorun' demedik. O sorunu ilaç sanayiyle görüştük, pazarlık meselesi haline getirdik ve bizimle yapılan sözleşmede bu hususun telafisiyle ilgili metinlere de yer verdik ve yaklaşık olarak uygulamaya başladıktan itibaren bir ay geriye doğru giderek raflarınızdaki ilaçların fiyatlarından kaynaklanan bir zarar varsa nakit olarak telafisine dair bize söz verdiler. O ana kadar 'rafımızda 1.5 milyar liralık ilacımız var' diyen eczacılar, bizim bu teşebbüsümüzden sonra 'rafımızdaki ilaçlar o kadar önemli değil' dediler. 20 yıllık ilaçların yüzde 11 olan indirim oranını yüzde 23'e çıkarmamız sebebiyle oradaki indirim oranından kaynaklanan kendi değer karlarında yüzde 1.5-2 gibi yaklaşık olarak bir kayıp söz konusu olacaktı. 'Bu zararımız ne olacak' dediler. Biz onlara dedik ki, 'Biz ülke olarak krizden geçiyoruz. 2009 yılında SGK yaklaşık olarak 32 milyar liraya yakın zarar etti. Halbuki siz yüzde 33'ye yakın karla çalıştınız. Öyleyse biraz da siz bu zarardan pay sahibi olun, bizi anlayışla karşılayın' dedik. Aramızdaki sorun bu. Biz hala anlayış bekliyoruz ve herkese, vatandaşa etkin verimli ve kesintisiz hizmet verilmesi konusunda bir çağrı sunuyoruz.''

   Program sonunda MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihat Vardar tarafından Bakan Ömer Dinçer'e, MÜSİAD için hazırladığı "Orta Büyüklükteki İşletmeler ve Bürokrasi " adlı ilk araştırma raporu ve İnegöl mobilyasını temsil eden bir tablo sunuldu. Ayrıca MÜSİAD Şube Başkanı Ahmet Güleç, Genel Başkan Ömer Cihad Vardan’a da bir tablo hediye etti.