Sadece Kadına Şiddeti Değil Tüm Canlılara Şiddeti Konuşmak Zorundayız
İnegöl Kent Konseyi Kadınlar Meclisi Başkanı Mine Atıcı tüm canlılara yapılan şiddeti konuşmalıyız dedi.
İnegöl Kent Konseyi Kadınlar Meclisi Başkanı Mine Atıcı tüm canlılara yapılan şiddeti konuşmalıyız dedi.
İnegöl Kent Konseyi Kadınlar Meclisi olarak 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin yok edilmesi için Uluslar arası mücadele gününde bizimde söylenecek birkaç sözümüz var.Kadına Şiddete yılda bir gün ‘HAYIR’ diyip, kalan 364 gün yapılan her türlü şiddeti yok saymaya devam ettiğimiz sürece, her gün sayısı artan şiddet haberlerine gözümüz kulağımız alışır, normalleşir ve sonunda bizim gibi milli dini, ahlaki değerleri yüksek bir toplumu bile yıkıntıya götürür. İşte bu yüzden hazır sırası gelmişken bu gün iğneyi kendimize batırıp, biz ne ektikte giderek toplumsal çöküntüye dönüşen durumu biçiyoruz ona bakmalıyız.
Öncelikle Dünyaya hakim global güçlerin, kendi çıkarlarına hizmet edecek tek tip insan dizayn etme istekleri doğrultusunda geliştirdikleri; suni insanlık kültürünü, milli, dini, ahlaki değerlerimizin süzgecinden geçirmeden uygulamaya kalktığımızda, bencil, kuralsız, hiçbir değerimizden haberi olmayan, şimdinin çocukları gençleri, yarının büyükleri olarak görmekten gocunmaya hakkımız olmayacaktır. Bizler çocuklarımızı yetiştirirken kuralsızlığın adını özgürlük sandığımız sürece; O, dünyada sadece kendisinin var olduğunu ve kendisinin her şeyden, herkesten önemli olduğunu sanan özgüven abidesi çocuklarımızın büyüdüklerinde, birer suç makinesine dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Özellikle erkek çocuklarımızı cinsiyetlerinin öyle bir vurguluyoruz ki, cinsiyetinin erkek olmasını insan olmanın üstünde bir şey olduğunu sanıyor. Sen erkeksin, diyor, önünde neredeyse el pençe divan duruyoruz, kız kardeşlerini annesini ona hizmetle görevlendiriyoruz. Erkek adam yapar diyor, her türlü namussuzluğunu erkeğin elinin kiri diye hafifletiyoruz . O da tam da bizim yetiştirdiğimiz çocuğa uygun davranıyor. Gidip tecavüz edebiliyor ya da kendisi hoşlandı diye genç kızı malı olarak sahipleniyor . Kendi malına da istediği gibi davranma hakkına sahip olduğunu sanıp. İstemiyor diye onu öldürebiliyor. Teklifini kabul etmiyor diye bunu nefsine dövüp sövebiliyor. Başkasının karısına kızına yan gözle bakmayı erkeklik sanıyor. Hatta bunun bir gurur kaynağı olduğunu düşünebiliyor.
Sadece bu mu tabii değil. Herkes bir koldan, her birimiz ayrı ayrı bu özel toplumumuzu dinamitlemeye devam ediyoruz.
Mesela televizyonlarda işlenen Türk toplum değerleriyle taban tabana zıt konular , aile mefhumu ihmal ve inkar edilmekte, nikahsız hayatlar, zina , çarpık ilişkiler, aldatma, lüks hayatlar, emeksiz kazanç resmen teşvik etmektedir. Daha bir nesil önce sürekli etkileşim halinde oldukları başarılı yakınlarına benzemeye çalışırken şimdilerde yengesine yan gözle bakan, sevgiyi ahlaksızla özdeşleştirecek kadar küçülten, kendinden başkasını düşünmeyen, sinirlenince etrafını kırıp döken, toplumsal kuralları, ahlaki ve dini değerleri olmayan tipleri rol –model olarak almaktadırlar. Bunun sonucunda ne mi olur? İşte her gün gerek medyada, gerekse gerçek hayatta karşılaştığımız her türlü şiddet artarak devam eder. Bizler için normalleşir, sadece en azılısını ya da en canicesini hatırlar, yenisi gelene kadar birkaç gün sohbet aralarında ‘’ tüh... vah... etmeye ne oluyor bu millete demeye’’ devam ederiz.
Oysa sokak ortasında tipini beğenmedi diye tokat yiyen kızı, sahurda sofrada yoğurt yok diye dayak yiyen kadını, para vermiyor diye tekme tokat dövülen anneyi, boşanmak istiyor diye kadına ceza vermek istediği için kendi öz çocuklarını canice öldüren babanın yaşattığı acıyla yaşamak zorunda kalan anneyi, yaklaşık iki yıl evvel Kaymakam Fatih Safitürk ‘ün eşinin; babasının tabut başında 3 yaşındaki oğlunun ‘’babam nerede anne’’ sorusuna ‘’tabutun içinde’’ demek zorunda kalırken ki yaşadığı psikolojik şiddeti, ellerinde kınalarla askere uğurladıkları gözbebeklerinin bayrağa sarılı tabutlarını öpüp koklayan elleri nasırlı, yüreği yangın yeri annelerin, eşlerin, çocukların , kardeşlerin yaşamak zorunda kaldıkları travmaları unutmamalıyız. Unutmamalıyız ki, daha çok biz kadınları küçültmek , aşağılamak için kullanılan bir gül gibi narin, bir kelebek kadar kırılganlığımızın, gerektiğinde Hayme Hatunlara , Nene Hatunlara dönüşebileceğini tüm dünyaya gösterebilelim.
Bizler ‘Neyle gelirsen gel ama kul hakkıyla gelme’ diyen bir dinin mensubu, gece ibadeti yapmak isterken bile eşinden izin alan bir peygamberin ümmetiyiz. Bizler yaratılanı severiz yaratandan ötürü. İşte tamda bu yüzden bir an önce kendi özümüze dönmeli, çocuklarımızı da bu özle yetiştirmeliyiz. Biz kendimize çeki düzen verirsek değil kadına şiddet, tüm canlılara yapılan şiddete çözüm bulunacaktır.
Yeri gelmişken şunu açıkça söylemek istiyorum: sadece kadına şiddeti değil, çocuklara, hayvanlara ,çevreye, doğaya ve hasılı tüm canlılara şiddetten uzak duracak bir kültürü ve inancı insanımıza ve gelecek nesillere öğretmek zorundayız.
İnsanların başkasının özgürlük alanına girmediği, herkesin birbirine saygı duymayı öğrendiği bir toplum olma dileği ile saygılarımızı sunarız.