Gundem

Y kuşağı daha fazla risk altında! Uzamanlar uyardı

Y kuşağı olarak bilinen 1981-1995 arasında doğan gençler, ebeveynlerinden daha fazla kansere yakalanma riski taşıyor. Uzmanlara göre kötü beslenme, stres, uykusuzluk ve alkol tüketimi erken yaşta tümör artışının başlıca nedenleri arasında.

1 Kasım 2025 - 17:12 Yağmur Sertkaya 2 dk

Y kuşağı olarak bilinen 1981-1995 arasında doğan gençler, ebeveynlerinden daha fazla kansere yakalanma riski taşıyor. Uzmanlara göre kötü beslenme, stres, uykusuzluk ve alkol tüketimi erken yaşta tümör artışının başlıca nedenleri arasında.

Yeni yapılan araştırmalar, 1981-1995 yılları arasında doğan Y kuşağının, ebeveynlerine göre çok daha yüksek oranda kanser riski taşıdığını ortaya koydu.
1990-2019 yılları arasında yapılan küresel analizlere göre, 50 yaş altı bireylerde erken evre kanser vakaları yüzde 79 arttı, kansere bağlı ölümler ise yüzde 28 yükseldi.

Kanserin yüzde 80’i çevresel faktörlerden kaynaklanıyor

Uzmanlara göre kanser vakalarının yalnızca küçük bir kısmı genetik kökenli. Hastalıkların büyük bölümü beslenme, stres, hava kirliliği, uyku düzeni gibi çevresel etkenlerle ilişkilendiriliyor.
Bu faktörler DNA hasarına neden olarak vücudun doğal savunma sistemini zayıflatıyor ve tümör oluşumunu tetikliyor.

Çocukluk çağı obezitesi kalıcı risk yaratıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre 2022 itibarıyla dünya genelinde 390 milyon çocuk ve genç fazla kilolu, bunların 160 milyonu obez.
Uzmanlar, çocuklukta yüksek vücut kitle indeksine sahip kişilerin ilerleyen yaşlarda kalın bağırsak kanserine yakalanma riskinin erkeklerde yüzde 39, kadınlarda yüzde 19 daha fazla olduğunu belirtiyor.

Ayrıca aşırı işlenmiş gıdalar, bağırsak florasını bozarak iltihaplanmaya yol açıyor. Bu da Y kuşağı arasında sık görülen mide-bağırsak rahatsızlıklarının başlıca nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Alkol ve kimyasallar tehlike saçıyor

Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), alkolü birinci derece kanserojen olarak sınıflandırıyor.
Vücutta alkolün parçalanmasıyla ortaya çıkan asetaldehit, DNA’ya doğrudan zarar veriyor.
Milenyum kuşağında az ama yoğun içki tüketimi (örneğin hafta sonu aşırı alkol) kanser riskini artırıyor.

Buna ek olarak, bazı bira türlerinde bulunan PFAS (sonsuz kimyasallar) maddeleri, testis ve böbrek kanseri ile ilişkilendiriliyor.

Uykusuzluk ve stres bağışıklığı zayıflatıyor

Y kuşağı, önceki nesillere göre geceleri 30-45 dakika daha az uyuyor.
Ekran ışığına maruz kalmak melatonin hormonunu baskılıyor, bu da hücre yenilenmesini ve DNA onarımını engelliyor.
Uzun süreli stresle birlikte yüksek kortizol seviyesi, bağışıklık sisteminin anormal hücreleri yok etme kapasitesini düşürüyor ve tümör hücrelerinin aktif hale gelmesine neden olabiliyor.

Kendine ilaç yazma alışkanlığı da risk faktörü

Araştırmalara göre gençler, önceki nesillere göre daha sık kendi kendine ilaç kullanıyor.
Uzun süreli parasetamol kullanımı karaciğer hasarına yol açarken, doğum kontrol haplarının uzun süreli kullanımı da meme ve rahim ağzı kanseri riskini artırabiliyor.

2050’de kanser vakaları 35 milyona çıkabilir

Uzmanlara göre, mevcut eğilim devam ederse 2050 yılına kadar dünya genelinde yıllık kanser vakaları 20 milyondan 35 milyona yükselecek.
Bu artış özellikle sindirim sistemi ve jinekolojik kanserlerde belirginleşecek.

“Riskleri azaltmak elimizde”

Araştırmacılar, yaşam tarzı değişikliklerinin kanser riskini önemli ölçüde azaltabileceğini vurguluyor:

“Hız, stres ve kolay çözümler çağında yaşıyoruz, ancak birçok risk faktörünü değiştirmek hâlâ elimizde. Sağlıklı beslenme, düzenli uyku, alkolü azaltma ve stresi kontrol altına alma alışkanlıkları, gelecekte kanser vakalarını ciddi oranda azaltabilir.”