Ana Sayfa
Gundem

Bir Gün Elektrik Olmasa Ne Yaparız?

Sabah alarm çalmıyor. Telefonun ekranı karanlık. Kahve makinesi çalışmıyor, internet yok, televizyon açılmıyor. Asansör durmuş, market kasaları çalışmıyor, bank

20 Temmuz 2026 - 17:41 Seda Bal 3 dk

Sabah alarm çalmıyor. Telefonun ekranı karanlık. Kahve makinesi çalışmıyor, internet yok, televizyon açılmıyor. Asansör durmuş, market kasaları çalışmıyor, banka uygulamasına girilemiyor. İlk birkaç dakika "Birazdan gelir." diye bekliyoruz. Saatler geçtikçe huzursuzluk başlıyor.

Aslında hiç düşünmüyoruz ama hayatımızın neredeyse tamamı elektriğe bağlı. Bir düğmeye basınca yanan ampulü, prize taktığımız telefonu ya da buzdolabını o kadar sıradan görüyoruz ki, bunların olmadığı bir günü hayal bile etmiyoruz. Oysa bundan otuz kırk yıl önce insanlar bugünkü kadar teknolojiye bağımlı değildi. Akşam elektrik kesildiğinde komşular kapının önüne çıkar, sohbet ederdi. Çocuklar mum ışığında oyun oynar, büyükler eski hikâyelerini anlatırdı. Şimdi ise beş dakikalık bir kesintide ilk yaptığımız şey telefona sarılıp "Elektrik ne zaman gelecek?" diye araştırmak oluyor.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı, buna kimsenin itirazı yok. Ev işlerimizi hafifletti, bilgiye ulaşmayı saniyelere indirdi, kilometrelerce uzaktaki insanlarla görüntülü konuşmamızı sağladı. Ancak bu kolaylıkların bir bedeli de oldu. En küçük aksaklıkta hayatımız adeta duruyor. Telefonun şarjı yüzde beşin altına düştüğünde yaşadığımız telaşı düşünün. Sanki sadece telefonun değil, günün de pili bitiyor. Çünkü artık adresleri ezberlemiyoruz, telefon numaralarını hatırlamıyoruz, hatta çoğu zaman saati bile telefondan öğreniyoruz.

Bu durum sadece teknolojiyle ilgili değil, alışkanlıklarımızla da ilgili. Kolay olana o kadar alıştık ki, küçük zorluklar bile bize büyük geliyor. Merdiven çıkmak yerine asansörü bekliyoruz. İki sokak öteye gitmek için arabaya biniyoruz. Bir bilgiyi araştırmak yerine sosyal medyada karşımıza çıkmasını bekliyoruz. Konfor arttıkça sabrımız biraz daha azalıyor.

Belki de asıl kaybettiğimiz şey, beklemeyi bilmek oldu. Eskiden insanlar mektubun gelmesini haftalarca beklerdi. Şimdi bir mesajın cevabı beş dakika gecikince "Acaba bir şey mi oldu?" diye düşünüyoruz. Hayat hızlandıkça biz de o hıza ayak uydurmaya çalışıyoruz. Fakat bu hızın içinde bazen yaşamayı unutuyoruz.

Bir gün elektrik gerçekten uzun süre kesilse ne olur diye düşünmek bile ilginç. Belki ilk saatlerde sıkılırız. Sonra balkona çıkarız. Komşumuzla sohbet ederiz. Çocuklarımızla kutu oyunu oynarız. Uzun zamandır rafta duran kitabın ilk sayfasını açarız. Belki de farkına varmadan kaybettiğimiz bazı alışkanlıkları yeniden hatırlarız.

Elbette kimse teknolojiden vazgeçsin demiyorum. Bu çağın gerçeği bu. Ama teknoloji hayatımızı yönetmeye başladığında küçük şeylerin değerini kaybediyoruz. Bazen telefonu sessize almak, televizyonu kapatmak ya da birkaç saat ekranlardan uzak kalmak insana sandığından çok daha iyi geliyor. Çünkü insanın zihni de ara sıra dinlenmeye ihtiyaç duyuyor.

Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Elektrik kesildiğinde gerçekten karanlıkta mı kalıyoruz, yoksa aslında ne kadar bağımlı hâle geldiğimizi mi fark ediyoruz?

Hayatı kolaylaştıran teknolojiye elbette ihtiyacımız var. Ama hayatın kendisini yaşayabilmek için bazen fişi değil, telaşı çekmek gerekiyor. Çünkü en güzel sohbetler hâlâ prize değil, birbirine bağlı insanların arasında yaşanıyor.