Bir Zamanlar Birbirimizi Arardık
Bir zamanlar telefon çaldığında evin içinde küçük bir hareketlilik yaşanırdı. Kim arıyor diye merak edilir, ahize kaldırılır, hâl hatır sorulurdu. Bazen iki dak
Bir zamanlar telefon çaldığında evin içinde küçük bir hareketlilik yaşanırdı. Kim arıyor diye merak edilir, ahize kaldırılır, hâl hatır sorulurdu. Bazen iki dakikalık bir görüşme yarım saatlik sohbete dönüşürdü. Şimdi ise herkesin cebinde telefon var, internet var, görüntülü konuşma imkânı var. Dünyanın öbür ucundaki insana saniyeler içerisinde ulaşabiliyoruz. Ama nedense birbirimizi aramak giderek daha az aklımıza geliyor.
Artık iletişimimizin büyük bölümü birkaç kelimelik mesajlardan oluşuyor. “Nasılsın?”, “İyiyim, sen?”, “Ben de iyiyim.” Konuşma çoğu zaman burada bitiyor. Birbirimizin gerçekten nasıl olduğunu öğrenmeden, yalnızca iletişim kurmuş olmanın rahatlığıyla hayatımıza devam ediyoruz. Üstelik bazen bu kısa mesajları bile cevaplamak için saatlerce bekliyoruz.
Elbette mesajlaşmanın hayatımızı kolaylaştırdığı bir gerçek. İş hayatında, yoğun günlerde veya karşı tarafın müsait olup olmadığını bilmediğimiz zamanlarda mesaj göndermek oldukça pratik. Herkesin her an telefonla konuşabilecek durumda olmadığını da kabul etmek gerekiyor. Ancak mesele mesajlaşmak değil, bütün ilişkilerimizi birkaç satırlık yazışmaya dönüştürmeye başlamamız.
Düşünün, eskiden uzun zamandır görüşmediğimiz bir arkadaşımızı merak ettiğimizde telefon açardık. Şimdi sosyal medya hesabına girip son paylaşımına bakıyoruz. Bir fotoğraf paylaşmışsa iyi olduğunu düşünüyoruz. Bir yere gitmişse hayatının yolunda olduğunu varsayıyoruz. Oysa bir insanın sosyal medyada gülümsemesi, gerçekten mutlu olduğu anlamına gelmeyebilir. Bazen en çok konuşmaya ihtiyaç duyan insanlar, dışarıdan bakıldığında hayatı en güzel görünenler olabilir.
Aile ilişkilerinde de benzer bir değişim yaşanıyor. Aynı şehirde yaşayan akrabalar birbirlerini aylarca görmeyebiliyor. Bayramlarda toplu mesajlar gönderiliyor, özel günler sosyal medya paylaşımlarıyla kutlanıyor. Elbette bunların da bir değeri var. Ancak bir büyüğümüzün sesimizi duymasıyla telefonuna gelen hazır bir kutlama mesajını okuması aynı şey değil. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar için birkaç dakikalık telefon görüşmesi , bizim düşündüğümüzden çok daha anlamlı olabilir.
Bir de sesin taşıdığı duygular var. Yazdığımız kelimeler her zaman ne hissettiğimizi anlatmaya yetmiyor. Bir mesajdaki kısa cevap ilgisizlik olarak algılanabiliyor, yanlış anlaşılan bir cümle gereksiz bir kırgınlığa dönüşebiliyor. Oysa ses tonumuz, konuşurken verdiğimiz küçük tepkiler ve karşı tarafı dinleme biçimimiz iletişimin önemli parçaları. Bazen uzun uzun yazışarak çözemediğimiz bir meseleyi beş dakikalık telefon görüşmesiyle halledebiliyoruz.
İşin ilginç tarafı, sürekli iletişim hâlindeymişiz gibi yaşamamız. Gün boyunca onlarca bildirim geliyor. Gruplarda mesajlar paylaşılıyor, fotoğraflar gönderiliyor, videolar izleniyor. Telefonumuz neredeyse hiç susmuyor. Fakat akşam olduğunda dönüp baktığımızda gerçekten kaç kişiyle sohbet ettiğimizi hatırlamakta zorlanabiliyoruz. Çok sayıda mesaj almakla güçlü insan ilişkilerine sahip olmak aynı şey değil.
Çocuklarımız da bu değişimin içinde büyüyor. Arkadaşlarıyla oyun oynarken bile birbirlerine mesaj gönderebiliyorlar. Bir araya geldiklerinde zaman zaman herkes kendi telefonuyla ilgileniyor. Teknoloji onların hayatının doğal bir parçası ve bunu tamamen değiştirmek mümkün değil. Ancak yüz yüze konuşmanın, birini dikkatle dinlemenin ve sohbet sırasında göz teması kurmanın önemini de öğretmemiz gerekiyor. Çünkü iletişim yalnızca bilgi aktarmak değil, karşımızdaki insanı anlamaya çalışmaktır.
Belki de bu konuda en büyük sorumluluk yetişkinlere düşüyor. Çocuklara telefonu bırakmalarını söylerken yemek masasında sürekli ekranımıza bakıyorsak verdiğimiz öğüdün etkisi azalıyor. Aile ziyaretlerinde herkes kendi telefonuyla ilgileniyorsa aynı odada bulunmak gerçek anlamda birlikte vakit geçirmek için yeterli olmuyor.
Burada yanlış anlaşılmak istemem. Eskiden her şey güzeldi, şimdi her şey kötü demiyorum. Teknoloji sayesinde yıllardır görmediğimiz insanlarla yeniden iletişim kurabiliyor, uzaktaki yakınlarımızı görüntülü arayabiliyor, önemli gelişmelerden anında haberdar olabiliyoruz. Bunlar büyük kolaylıklar. Ancak teknolojinin bize sunduğu imkânları kullanırken insan ilişkilerinin sıcaklığını kaybetmemeye dikkat etmeliyiz.
Bir arkadaşımızı yalnızca bir işi düştüğünde aramamak, anne babamızın sesini duymak için özel bir günü beklememek, uzun zamandır görüşmediğimiz bir dostumuza birkaç dakika ayırmak aslında çok zor değil. Üstelik bunun için para harcamaya, uzun yolculuklar yapmaya veya özel bir plan hazırlamaya da gerek yok.
Bazen telefon rehberimizi açıp isimlere bakmak bile yeterli. Yıllardır numarası kayıtlı olduğu hâlde uzun zamandır konuşmadığımız kaç insan var? Bir dönem her gün görüştüğümüz, şimdi yalnızca sosyal medya paylaşımlarından haberdar olduğumuz kaç arkadaşımız bulunuyor?
Belki bu hafta onlardan birini arayabiliriz. Bir şey istemeden, bir iş konuşmadan, yalnızca sesini duymak için.
Çünkü insan ilişkileri kendiliğinden güçlü kalmıyor. Dostlukların, akrabalıkların ve arkadaşlıkların da ilgiye ihtiyacı var. Birbirimizi merak etmek, zaman ayırmak ve dinlemek gerekiyor.
Bugün herkesin cebinde telefon var. Ama asıl önemli olan telefonumuzun kaç kişiye ulaşabildiği değil, kaç insanın hayatına gerçekten dokunabildiğimiz.
Ve belki de uzun zamandır duymadığımız o cümleyi yeniden hatırlamanın zamanı geldi:
“Öylesine aradım, sesini duymak istedim.”