Gundem

Çocuklardaki Şiddet Bizi Neden Bu Kadar Şaşırtıyor?

Son yıllarda çocuklarla ilgili gelen haberler toplumun büyük bölümünü tedirgin ediyor. Okulda arkadaşına saldıran çocuklar, küçücük yaşta akran zorbalığı yapan

2 saat önce Seda Bal 3 dk

Son yıllarda çocuklarla ilgili gelen haberler toplumun büyük bölümünü tedirgin ediyor. Okulda arkadaşına saldıran çocuklar, küçücük yaşta akran zorbalığı yapan öğrenciler, öfkesini kontrol edemeyen gençler… Her olaydan sonra aynı cümle kuruluyor:

“Bizim zamanımızda böyle miydi?”

Aslında mesele tam da burada başlıyor. Çünkü artık çocukluk dediğimiz şey eskisi gibi yaşanmıyor. Sokakta büyüyen, mahallede arkadaşlık kuran, akşam ezanına kadar top oynayan çocukların yerini büyük ölçüde ekran karşısında büyüyen bir nesil aldı. Bu değişim sadece oyun alışkanlıklarını değil, çocukların duygusal gelişimini, iletişim biçimini ve öfkeyle baş etme yöntemlerini de etkiliyor.

Bugün birçok çocuk, gerçek hayatla dijital dünya arasında büyüyor. Saatlerce şiddet içeren videolara, kontrolsüz içeriklere, bağırış çağırışla dolu yayınlara maruz kalıyor. Üstelik bunu çoğu zaman tek başına yapıyor. Anne baba aynı evin içinde olsa bile herkes başka bir ekranın içine kapanmış durumda. Böyle bir ortamda çocuk, duygularını sağlıklı şekilde yönetmeyi öğrenemiyor. Çünkü çocuk dediğimiz şey sadece öğütle değil, gördüğü ortamla şekilleniyor.

Şiddet eğilimi olan her çocuğun “kötü” olduğunu düşünmek de büyük hata. Çoğu zaman o öfkenin altında başka şeyler yatıyor. Anlaşılmamak, yalnız hissetmek, sürekli baskı görmek, değersiz hissetmek… Çocuk bazen konuşamadığını öfkeyle anlatmaya çalışıyor. Özellikle ergenlik döneminde bu durum daha da belirgin hale geliyor. Kendini ifade edemeyen çocuk, zamanla tepkisini sertleştiriyor.

Bir başka gerçek de şu: Çocuklar artık çok daha fazla baskı altında büyüyor. Ders baskısı, sınav stresi, sosyal medya kıyaslaması, dış görünüş kaygısı… Daha küçücük yaşta sürekli bir yarışın içine giriyorlar. Başarısız olmaktan korkan, sürekli eleştirilen bir çocuk zamanla içine kapanabiliyor ya da tam tersine saldırganlaşabiliyor. Çünkü öfke bazen insanın kendini koruma şekline dönüşüyor.

Ailelerin burada çok önemli bir sorumluluğu var. Çocuğa sadece “telefonu bırak” demek çözüm değil. Çünkü mesele cihaz değil, ilişki eksikliği. Birçok çocuk bugün anne babasıyla aynı evde yaşıyor ama gerçek anlamda vakit geçirmiyor. Birlikte oturup konuşmak, çocuğu gerçekten dinlemek, ne hissettiğini anlamaya çalışmak giderek azalıyor. Çocuk da kendini ekranın içinde daha “görülmüş” hissediyor.

Okullarda yaşanan şiddet olaylarından sonra genelde suçlu aranıyor ama toplum olarak biraz da aynaya bakmak gerekiyor. Çünkü çocuk dediğimiz şey boşlukta büyümüyor. Evde ne görüyorsa, sokakta ne hissediyorsa, internette neye maruz kalıyorsa onunla şekilleniyor. Sürekli öfkenin normalleştiği bir ortamda büyüyen çocuğun sakin kalmasını beklemek bazen gerçekçi olmuyor.

Bugün uzmanlar da çocuklarda artan öfke problemlerinin altında ekran bağımlılığı, sosyal izolasyon, aile içi iletişim eksikliği ve psikolojik baskıların önemli rol oynadığını söylüyor. Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumlar özellikle çocukların dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalmasının davranış gelişimini etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

Ama bütün bu tabloya rağmen hâlâ geç değil. Çünkü çocuklar hâlâ sevgiyle değişebiliyor. Gerçek iletişim kurulduğunda, dinlendiklerinde, değer gördüklerinde farklılaşabiliyorlar. Belki de bugün çocukların en büyük ihtiyacı daha pahalı telefonlar değil; daha fazla anlayış, daha fazla ilgi ve daha fazla gerçek bağ kurabilmek.

Çünkü çocuk dediğimiz şey sadece bugünün küçük insanı değil…
Yarının nasıl bir toplum olacağını gösteren en büyük aynadır.