Ana Sayfa
Gundem

Şehirde Yaşamak Birbirimize Katlanmak Değil, Saygı Duymaktır

Şehirde yaşamanın yazılı olmayan bazı kuralları vardır. Apartmanda oturuyorsanız üst katınızda, alt katınızda ve yan dairenizde başka insanların yaşadığını bili

40 dakika önce Seda Bal 3 dk

Şehirde yaşamanın yazılı olmayan bazı kuralları vardır. Apartmanda oturuyorsanız üst katınızda, alt katınızda ve yan dairenizde başka insanların yaşadığını bilirsiniz. Sokakta bir dükkân işletiyorsanız çevrenizde evler olduğunu hesaba katarsınız. Aracınızla gece bir mahalleden geçerken insanların uyuyor olabileceğini düşünürsünüz. En azından düşünmemiz gerekiyor. Fakat son yıllarda sanki gürültü konusunda birbirimizin varlığını biraz fazla unutmaya başladık.

Gece yarısı sokaktan son ses müzik açarak geçen araçlara mutlaka denk gelmişsinizdir. Bir otomobil birkaç saniyede geçip gidiyor ama o birkaç saniye içerisinde onlarca evde uyuyan insanı uyandırabiliyor. Bazen motosikletlerin egzoz sesleri kilometrelerce öteden duyuluyor. Bir kişi birkaç saniyelik keyif yaşarken yüzlerce insan aynı sesi dinlemek zorunda kalıyor. İşin garip tarafı, bunu yapan kişi çoğu zaman oluşturduğu rahatsızlığın farkında bile değil.

Apartmanlarda da durum çok farklı değil. Gece geç saatlerde çalışan matkap, yüksek sesle dinlenen müzik, merdiven boşluğunda yapılan konuşmalar, kapıların sert şekilde kapatılması… Çocukların oynaması elbette hayatın doğal bir parçası. Bir bebeğin ağlamasına da kimsenin söyleyecek sözü olamaz. Burada bahsettiğimiz şey hayatın normal sesleri değil, önlenebileceği hâlde başkasına yüklenen gereksiz gürültü.

Özellikle yaz aylarında bu mesele daha görünür hâle geliyor. Pencereler açık, insanlar balkonlarda, düğünler ve eğlenceler daha fazla. Bir tarafta eğlenen insanlar varken birkaç bina ötede sabah erkenden işe gidecek biri olabilir. Hastası olan bir aile, sınava hazırlanan bir öğrenci veya yeni uyutulmuş bir bebek bulunabilir. Eğlenmek herkesin hakkı ama dinlenmek de herkesin hakkı. Mesele birinden vazgeçmek değil, ikisinin arasında ölçüyü bulabilmek.

Gürültünün en ilginç tarafı ise insanların kendi çıkardıkları sese karşı daha toleranslı olmasıdır. Bizim dinlediğimiz müzik bize güzel gelir ama komşumuz aynı fikirde olmak zorunda değildir. Bizim yaptığımız kutlama bizim için özel olabilir ama yan apartmanda yaşayan insanın o gün sabah erkenden işe kalkması gerekebilir. Toplu yaşam tam da burada başlıyor: Kendi özgürlüğümüzün yanına başkasının hakkını da koyabildiğimiz yerde.

Eskiden “El âlem ne der?” sözü bazen gereğinden fazla kullanılırdı. İnsanların hayatını başkalarının düşüncesine göre şekillendirmesi elbette doğru değil. Ama bu anlayışın içinde kaybetmememiz gereken başka bir düşünce vardı: “Rahatsızlık vermeyelim.” Komşunun kapısının önünü kapatmamak, gece geç saatte ses yapmamak, ortak alanı temiz bırakmak gibi davranışlar bir dönem görgünün doğal parçalarıydı. Bunların kanunda yazmasına gerek yoktu; insanlar birbirlerini düşünerek hareket ederdi.

Bugün ise birçok konuda çözümü hemen kurallarda ve cezalarda arıyoruz. Elbette gerektiğinde kurallar uygulanmalı. Ancak her davranışı polis, zabıta ya da apartman yönetimiyle çözmeye çalışıyorsak başka bir şeyi kaybediyoruz demektir. İnsan, gece yarısı yüksek sesle müzik açmamak için ceza korkusuna ihtiyaç duymamalı. Yan dairede birilerinin uyuduğunu düşünmesi yeterli olmalı.

Aslında şehir kültürü dediğimiz şey biraz da budur. Aynı sokakları, aynı apartmanları, aynı parkları ve aynı yolları binlerce insanla paylaşabilmek. Kimse tek başına yaşamıyor. Bazen bizim önemsiz gördüğümüz küçük bir davranış, başka birinin bütün gecesini etkileyebiliyor.

Belki de iyi komşuluk yalnızca karşılaştığımızda selam vermek, bayramda kapısını çalmak ya da ihtiyacı olduğunda yardım etmek değildir. Bazen iyi komşuluk hiçbir şey yapmamaktır. Gece sandalyeyi sürüklememek, müziğin sesini biraz kısmak, korna çalmamak, motosikletin gazını gereksiz yere açmamak…

Çünkü saygının her zaman bir cümlesi olmak zorunda değildir.

Bazen saygının en güzel hâli sessizliktir.