Kırım Sürgünü’nün 75. yıl dönümü

Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal, 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgün ve Katliamının yıl dönümü dolayısıyla yayınladığı mesajında, Sovyetlerin dağılmasından sonra Kırım ile ilgili insanlığa, Türklüğe ve Müslümanlığa uymayan siyasetin bugün izleyicisi Putin olduğunu belirtti.

Eklenme: 17 Mayıs 2019 / Cuma 15:04:22
A A / 3 Kez Okundu
| |
Ünal, mesajında, bundan 75 yıl önce Kırım Türklerine uygulanan soykırım kastıyla gerçekleştirilen sürgünün iki asırlık Rus politikasının bir yansıması olduğunu belirtti. Aynı politikanın elân Kırım’ı hukuksuz şekilde ilhak eden Rusya tarafından uygulandığını anlatan Prof. Dr. Nedim Ünal, Kırım’da yaşanan tarihi süreci anlattı. Daha önce Kırım’da yaşanan haksızlıklar ve zülumlerin ardından Stalin’in Kırım’ı ‘Türksüzleştirme/İnsansızlaştırma” politikasını uygulamak için İkinci Dünya Savaşı’nın politik belirsizliğinden ve karmaşasından yararlandığını belirten Ünal, “İkinci Dünya Savaşı ortamında beklediği fırsatı yakalayan Stalin, Alman ordusunun 1941’de Kırım’ı işgal etmesini, buradaki Kırım Tatarlarının zorla alıkoyup orduda ve fabrikalarda çalışmasını öne sürerek 1944’de Kırım Tatarlarını topyekûn Kırım’dan o zamanların Özbekistan’ı başta olmak üzere Urallar gibi zorlu hayat koşullarının olduğu yerlere sürgün etmiştir. Bu sürgüne tabi tutulanlar arasında Ukraynalılar da vardır. Stalin, Kırım’ı Ruslaştırma gayesiyle hareket etmiştir. Son iki yüzyıl boyunca tedrici olarak sürdürülen Kırım’ı Türklerden/Müslümanlardan “temizlemeyi” esas alan Rus politikası, 1944 sürgünü ile son noktasına ulaşmıştır” diye kaydetti.

Geri Dönüş
Sovyetlerin haksız uygulamalarına karşı Stalin’in ölümünden sonra başta parti yöneticileri olmak üzere halktan tepkiler doğduğunu anlatan Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal, mesajının bir bölümünde şunları anlattı;
“1960’lı yıllardan itibaren sürgün edildikleri yerlerde hayat mücadelesi veren Kırımlılar, vatanlarına dönebilmek için şiddet içermeyen faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu barışçı direniş meyvelerini vererek 1988’de ilan edilen Perestroyka’dan sonra binlerce Kırım Tatarı, yarımadadaki yöneticilerin açıktan ifade ettiği düşmanlığa rağmen, yasadışı bir şekilde Kırım’a geri dönmeye başlamıştır. Sovyetlerin dağılmasına kadar devam eden bu zorlu geri dönüş çabası, 1994 yılına kadar sürmüştür. Ekonominin kötü gittiği süreçte yavaşlayan geri dönüşler, 2002 yılında 260 bine erişmiştir. 1991 yılında Ukrayna’da “özerk cumhuriyet” statüsü elde eden Kırım Tatarları, kurdukları siyasî ve idarî mekanizmayla sürgün edilmelerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve 1944’te kaybedilmiş olarak kabul edilen toplu hakların geri kazanılması için çalışmışlardır. Ancak Rusya’nın yarımadaya yerleştirdiği milis unsurlar, önce ayrılıkçı bir hareket olarak ortaya çıkmışlar, daha sonra Rusya’ya bağlanmayı kabul ettiklerini ilan etmişlerdir. Bütün bunlardan sonra 16 Mart 2014 tarihinde yapılan düzmece referandumla Rusya, Kırım’ı işgal ve ilhak etmiştir.”

Çarlar, Stalin ve Putin
“Petro’nun sıcak denizlere inme politikasını yıllarca sürdüren Ruslar, öncelikle Kırım’ı ele geçirmeğe uğraşmışlar, çeşitli hile ve desiseyle 1783 yılında bu kadim Türk toprağını ilhak etmişlerdir. İşgallerinin ilk günlerinden itibaren Kırım Yarımadasında tek bir Türk/Müslüman bırakmamak adına çalışmalar sürdüren Ruslar, Kırımlıların hayatlarını zorlaştırarak onları göçe mecbur bırakmıştır. Kırım’ı “Türksüzleştirme” ve hatta “İnsansızlaştırma” siyaseti, Çarlık Rusya’sından sonra Sovyet Rusya tarafından da izlenmiş, bu politikanın sıkı takipçisi eli kanlı Stalin olmuştur. Sovyetlerin dağılmasından sonra bu insanlığa, Türklüğe ve Müslümanlığa uymayan siyasetin bugün izleyicisi Putin’dir. Kırım, 2014 yılından beri işgal altındadır; haksız tutuklamalarla, vicdana sığmayan uygulamalarla Putin, Kırım’ı tüm dünyanın gözü önünde işgal ve ilhak etmiş, insan haklarına uymayan bir şekilde buraya hâkim olmaya çalışmaktadır.”
Yorum yapan kullanıcılarımız Kullanıcı Sözleşmesi'ni kabul etmiş sayılır.