Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daha önce "varoluşsal bir tehdit ve felaket" olarak nitelendirdiği doğurganlık hızındaki düşüş devam ediyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün yayımladığı "Türkiye'de Demografik Dönüşüm ve Stratejiler" raporuna göre Türkiye'de toplam doğurganlık hızı 1,42'ye kadar geriledi. Raporda, özellikle dar gelirli ailelerin artan yaşam maliyetleri ve çocuk bakımındaki zorluklar nedeniyle ikinci çocuk kararını ertelediği belirtildi.

Türkiye'nin nüfus yapısına ilişkin yayımlanan rapor, doğurganlık hızındaki gerilemenin ekonomik ve sosyal nedenlerini ortaya koydu.

Barınma, gıda, eğitim ve çocuk bakım maliyetlerinin aile bütçeleri üzerindeki etkisine dikkat çekilen çalışmada, nüfusun yaşlanmasının sosyal güvenlik sistemi üzerindeki olası sonuçları da değerlendirildi.

ERDOĞAN FELAKET OLARAK NİTELENDİRMİŞTİ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de doğurganlık hızının düşmesine ilişkin daha önce yaptığı açıklamalarda mevcut tabloyu "varoluşsal bir tehdit ve felaket" olarak nitelendirmişti.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün raporunda yer alan verilere göre Türkiye'de 2014 yılında kadın başına 2,19 çocuk olan toplam doğurganlık hızı, 2025 yılında 1,42'ye geriledi.

Nüfusun kendini yenileme eşiği kabul edilen 2,1 seviyesinin altında kalan il sayısı ise 76'ya ulaştı.

TÜRKİYE'DE DOĞURGANLIK HIZI GERİLİYOR

Rapora göre doğurganlık hızının nüfusun yenilenme eşiğinin üzerinde kaldığı iller Şanlıurfa, Şırnak, Mardin, Diyarbakır ve Siirt oldu.

Bu illerdeki doğurganlık hızları şöyle açıklandı:

Şanlıurfa: 3,15

Şırnak: 2,53

Mardin: 2,23

Diyarbakır: 2,14

Siirt: 2,11

Ankara'da doğurganlık hızı 1,11, İstanbul'da 1,14 ve İzmir'de 1,10 olarak ölçüldü.

Raporda, toplam doğurganlık hızının 2027-2028 döneminde 1,30 seviyesinin altına gerileyebileceği tahminine de yer verildi.

AİLELER İKİNCİ ÇOCUK KARARINI ERTELİYOR

Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün raporunda en dikkat çekici bulgulardan biri, ikinci çocuk kararındaki gerileme oldu.

Çalışmaya göre 2021-2025 döneminde yaşanan doğurganlık kaybının yüzde 75,9'u, birinci çocuktan ikinci çocuğa geçişteki zayıflamayla ilişkili.

İlk çocuğunu dünyaya getiren kadınların ikinci çocuğa geçiş oranı 2013 yılında 0,906 iken, 2025 yılında 0,712'ye düştü.

Raporda, ailelerin çocuk sahibi olma kararında ekonomik koşulların ve bakım sorumluluklarının belirleyici olduğu ifade edildi.

DAR GELİRLİ AİLELERDE GEÇİM YÜKÜ

2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması verilerine dayandırılan raporda, en düşük gelirli yüzde 20'lik kesimin tüketim harcamalarının önemli bölümünü temel ihtiyaçlara ayırdığı belirtildi.

Bu grupta harcamaların yüzde 38,7'sini konut ve kira, yüzde 29,2'sini ise gıda oluşturdu.

Böylece yalnızca barınma ve gıdanın toplam harcamalardaki payı yüzde 67,9'a ulaştı.

En yüksek gelir grubunda ise bu oran yüzde 38,1 olarak aktarıldı.

Raporda ayrıca düşük gelir grubundaki kiracılık oranının 2014-2024 döneminde yüzde 24,5'ten yüzde 36,7'ye yükseldiği belirtildi.

ÇOCUK BAKIMINDA DİKKAT ÇEKEN RAKAMLAR

Çocuk bakım hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar da raporda ele alındı.

TÜİK verilerine dayandırılan çalışmaya göre 15 yaş altı çocuk bakım sorumluluğu bulunan çalışanların yüzde 83'ü profesyonel bakım hizmetlerinden yararlanamıyor.

Kurumsal bakım hizmeti kullananların oranı ise yüzde 14 seviyesinde bulunuyor.

Hanede 3 yaşından küçük çocuk olması durumunda, 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranı yüzde 26,9 olarak ölçülürken, erkeklerde bu oran yüzde 90,9'a ulaşıyor.

Raporda ailelerin çocuk bakım maliyetleri ile işten ayrılmanın oluşturacağı gelir kaybı arasında kaldığı ifade edildi.

EĞİTİM MASRAFLARI DA ARTIYOR

Raporda eğitim giderlerindeki artışın da ailelerin çocuk sahibi olma kararlarını etkilediği belirtildi.

Ağustos 2026'da eğitim hizmetlerindeki yıllık fiyat artışı yüzde 53,44 olarak kaydedilirken, aynı dönemde genel enflasyon yüzde 31,51 seviyesinde gerçekleşti.

Türkiye'de 0-2 yaş grubunda kayıtlı bakım hizmetlerinden yararlanma oranının yüzde 1'in altında kaldığı, OECD ortalamasının ise yüzde 22 olduğu aktarıldı.

EMEKLİLİK SİSTEMİNDE YENİ RİSKLER

Doğurganlık hızındaki düşüşün uzun vadede sosyal güvenlik sistemini de etkileyebileceği belirtildi.

Rapora göre SGK'nın aktif/pasif sigortalı oranı 2022 yılında 2,01 iken, Ocak 2026'da 1,591'e geriledi.

Haziran 2026'da ise bu oran 1,638 olarak gerçekleşti.

Çalışmada, nüfusun yaşlanması ve genç kuşakların küçülmesi nedeniyle gelecekte sosyal güvenlik sisteminin finansmanında yeni zorlukların ortaya çıkabileceği değerlendirildi.

KIZ ÇOCUK DOĞUMLARINDA BÜYÜK DÜŞÜŞ

Raporda kız çocuk doğum sayılarındaki azalmaya da dikkat çekildi.

2014 yılında Türkiye'de 657 bin 160 kız çocuk dünyaya gelirken, bu sayı 2025 yılında 435 bin 446'ya geriledi.

Böylece 11 yıllık dönemde kız çocuk doğumlarında yüzde 33,7 oranında düşüş yaşandı.

Raporda bu azalmanın gelecekte doğurganlık çağındaki kadın nüfusunu da etkileyeceği belirtildi.

İKİNCİ ÇOCUK İÇİN DESTEK ÖNERİSİ

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, doğurganlık hızındaki düşüşe karşı "Güvenli Başlangıç Programı" adı altında çeşitli öneriler sundu.

Öneriler arasında ikinci çocuğa yönelik doğum yardımlarının artırılması, genç çiftlere sosyal konut imkânı sağlanması, çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve çalışan ailelere vergi indirimi uygulanması yer aldı.

Ayrıca çocuk bakımı nedeniyle işten ayrılan kadınların kaybettikleri sigorta prim günlerinin kamu tarafından desteklenmesi önerildi.

2028-2030 DÖNEMİNE DİKKAT ÇEKİLDİ

Enstitü, toplam doğurganlık hızının kısa sürede nüfusun yenilenme eşiği olan 2,1'e çıkarılması yerine, ilk aşamada 1,70-1,80 aralığının hedeflenmesini önerdi.

Raporda 2028-2030 döneminin demografik politikalar açısından kritik olduğu vurgulandı.

Türkiye'de doğurganlık hızındaki gerilemenin sürmesi halinde çalışma çağındaki nüfus, sosyal güvenlik sistemi ve yaşlı bakım hizmetleri üzerindeki etkilerin önümüzdeki yıllarda daha belirgin hale gelebileceği ifade edildi.