Okan Göktaş | TÜM YAZILARI
okan@okangoktas.com
Eklenme: 16 Oca 2021 / Cmt 21:03
A A / 911 Kez Okundu
| |

Bir meczubun komplo teorileri

Dünyamız, sarsıcı bir pandemi sürecinin artçı şoklarını yaşarken, yaşanan krizden sonrasının tahayyülleri şimdiden kurumsallaşmaya başladı. Bunun en çarpıcı olanının ismini ‘Great Reset’ yani ; ‘Büyük Sıfırlama’ koydular. İlk seferden bu yana İsviçre’nin Davos kentinde organize edilen, ‘WEF’ yani; Dünya Ekonomi Forum’u bu yıl Singapur’da düzenlenecek. Belki yalnızca ‘Daha Davos’a gelmem.’ Diyen dünya liderimizin tekrar katılımını sağlamak için yapılmış bir hamle de olabilir. Ama forumun genel konusu ‘Great Reset’ diye ilan edilince bu konuyu irdelemek şart oldu.
 
1945’te Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman ile başlayan süreç bugünkü anlamda kapitalist gelir ve mülkiyet sistemi, ilk andan beri neredeyse her 15 yılda bir büyük krizler ortaya çıkarmış, aslına bakarsanız pek doğru düzgün çalıştığı da olmamış. Yaşanan her büyük krizin ardından üç türlü düşünce ortaya atılmış. Kapitalizmde açılan yarayı tamir edip gittiği yere kadar götürmek, kapitalizmi yeniden yorumlayıp programlamak ya da kapitalizmi tamamen ortadan kaldırmak. Dünya şimdiye kadar son ikisine hiç cesaret edemedi. Bizler de lastiği yamalı, kaportası boyalı, motoru rektefiyeli bir araba misali hayatımıza mevcut kapitalizmle devam ediyoruz.
 
İkinci görüşü savunanların en belirgin ve kabul gören argümanı şuydu, 2045’te yani kapitalizmin yüzüncü yılında bu değişim ve dönüşümü yapmak zorunda kalacağız zaten.  Fakat pandeminin sebep olduğu kriz, bu kitlelerce, eninde sonunda ortaya çıkacak dönüşümü öne çekmek için harika bir fırsat olarak algılanıyor ve anlatılıyor. İnsanlık için temel gelir, doğa ve iklim dostu üretim, dördüncü, beşinci sanayi devrimi gibi konuları daha yoğun bir heyecanla yüksek sesle dile getiriyorlar.
Peki tüm bunlar olurken Türkiye’nin Bursa ilinin İnegöl İlçesi’nin Mahmudiye Mahallesi bundan nasıl etkilenir?
Uzak geleceği öngörmek biraz uzmanlık biraz da nasip işi. Ama yakın gelecek için bir iki kelam edebiliriz. Dünya nüfusunun %80’ine yakınının doğduğu ilk günden beri bir birey olarak parçası olduğu üretim, tüketim ve mülkiyet ilişkilerinde derin bir değişimden bahsediyoruz. Sırf bunun ihtimali bile dünya çapında geniş kitlelerin reaksiyon vermesine neden olur. Değişime direnenler ve değişimden beklenti içinde olanlar her zaman vardır. Kapitalizm ne yazık ki insanlığı oluşturan tüm kitleleler için eşit bir fırsatlar dünyası ortaya çıkarmadı. İnsanlığın geliştiği oranda gelişemeyen pek çok grup var. Bunlar arasında yaşam koşulları en dipte yer alan işçi ve işsizler sınıfını, her geçen gün geliri eriyen ve yok olma noktasına yakın seyreden orta sınıf, çeşitli dini gruplar, farklı cinsel yönelimi olanlar, bulundukları ülkelerde azınlık durumunda olan etnik gruplar, kapitalist krizlerde ekonomik ve sosyal statülerini kaybedenler, sayıları az olan marjinal gruplar, hayvanseverler, çevreciler derken bu liste uzar gider. Birçok grup yeni kapitalizm söylemlerinin satır aralarında kendilerine yer edinebilmek yahut değişimi durdurmak için kendilerini görünür ve dikkate değer kılmak adına eyleme geçecektir.
Çağımızda iletişim araçları çok fazla güçlendi ve geniş kitlelerin elinde bir oyuncak kadar kullanımı kolay ve idareciler tarafından kontrol edilmesi zor bir halde hayatımızın her alanını işgal ediyor. Bu mecralarda örgütlenmek, asgari ortaklıklarda bir araya gelmek, toplumsallaşan bir talebi yüksek sesle dile getirmek, olaylara ve olgulara toplumca muhalefet etmek son derece kolaylaştı. Sosyal medya artık yeni dünya düzeninin en geniş kamusal alanı ve bu kamusal alanda bir araya gelen kitlelerin diğer kamusal alanları işgal etmesi işten değil.  Hali hazırda milyarlarca insan, şu anda evlerinde, canları sıkılmış, gelirlerini kaybetmiş, öfke biriktirmiş bir biçimde kitlesel iletişim araçlarındaki milyonlarca algı operasyonun peşine katılmamak deyim yerindeyse kendilerini zor tutuyorlar.
 
Coronavirüs sonrası yeni dünya düzeni ile ilgili sloganların cesur ortalığa saçıldığı günümüzde, kanımca hepimizin yüzleşmek üzere olduğu, geniş katılımlı toplumsal muhalefet hareketleri gerçeği önümüzde duruyor. Kapitalist ekonomi anlayışının tüm kurumsal sac ayaklarının sorgulanacağı bu dönem, çok su kaldırır kanaatindeyim. Yani ibadet biçimini yadırgadığımız, dinlediği müzikten hoşlanmadığımız, giyim tarzına hayret ettiğimiz, evinde beslediği hayvanlardan rahatsız olduğumuz komşularımızla her an ortak bir geleceğin inşasında omuz omuza verebiliriz.
Yalnızca bu dönemde değil, insanlık var oldukça empati ve karşılıklı hoşgörü hepimiz için elzem. Bizi bekleyen yıllarda, tahammül seviyemizi ve empati yeteneğimizi geliştirmenin hepimize faydası var.
Kalınız sağlıcakla.