Bu sadece İnegöl’ün değil, aslında Bursa’nın da sorunu. Ancak bizim derdimiz İnegöl…

Artık bazı gerçeklerle yüzleşmemiz gerekiyor. İnegöl, kendi içinde büyük bir şehir olabilir ama Ankara’dan bakıldığında durum hiç de düşündüğümüz gibi değil. Bunu kabul etmediğimiz sürece beklentilerimiz hayal kırıklığına dönüşmeye devam edecek.

Yıllardır İnegöl’ün ihracat rakamlarını, ülke ekonomisine sağladığı katkıyı, üretim gücünü ve istihdam kapasitesini konuşuyoruz. Elbette bunlar önemli değerler. Ancak iş Ankara’ya geldiğinde bu rakamların beklediğimiz karşılığı bulmadığını da görmek zorundayız.

Acı ama gerçek şu kiAnkara’dan bakıldığında İnegöl’ün Türkiye’deki diğer yüzlerce ilçeden pek bir farkı yok.

Öncelikle bu gerçeği kabullenmemiz gerekiyor.

Aksi halde elimizde dosyalarla Ankara’nın yolunu tutmaya, İnegöl’e gelen her siyasetçinin eline taleplerimizi sıraladığımız raporları tutuşturmaya devam ederiz. Sonra da neden sonuç alamadığımızı sorgularız.

Oysa bilmemiz gereken bir şey var:O dosyaların büyük bölümü Mezitler’i geçtikten sonra ne yazık ki kıymetini kaybediyor.

Peki, ne yapmamız gerekiyor?

Cevap aslında çok açık:Lobi faaliyetlerine ağırlık vermemiz gerekiyor.

Bugün kendimize şu soruları sormalıyız:

Ankara’da kaç İnegöllü bürokratımız var? İnegöl ile gönül bağı bulunan, bu şehrin sorunlarını bilen ve gerektiğinde sesimizi duyurabilecek kaç etkili ismimiz var?

Kaç valimiz, kaç kaymakamımız, kaç üst düzey bürokratımız bulunuyor?

Daha da önemlisi, bu isimleri ne kadar tanıyoruz? Onlarla ne kadar iletişim halindeyiz? İnegöl ile bağlarını güçlendirmek ve bulundukları görevlerde daha etkili olmalarına katkı sağlamak için ne yapıyoruz?

Aslında önce İnegöllü bürokratlarımızın kimler olduğunu ortaya koymamız gerekiyor. Ardından bu isimlerle düzenli iletişim kurulabilecek, karşılıklı dayanışmayı güçlendirecek bir yapı oluşturmalıyız.

Çünkü lobi dediğimiz şey yalnızca bir makamı ziyaret etmek ya da bir dosya teslim etmek değildir. İlişkileri canlı tutmak, doğru zamanda doğru kişilerle temas kurmak ve şehrin meselelerini sürekli gündemde tutabilmektir.

Gerçi böyle isimlerimiz olsa bile muhtemelen bir kulp takmak, eleştirmek ya da değersizleştirmek için yine bir bahane bulurduk. Bu da bizim ayrı bir meselemiz…

Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte bürokrasinin karar ve uygulama süreçlerindeki ağırlığı daha belirgin hale geldi. Siyasetin desteği elbette önemli ancak birçok konuda bürokratik mekanizmaların etkisini görmezden gelemeyiz.

İşte tam da bu nedenle Ankara’da güçlü ilişkiler kurmak, doğru isimlerle temas halinde olmak ve İnegöl’ün meselelerini sürekli gündemde tutmak zorundayız.

Üstelik mesele yalnızca Ankara ile de sınırlı değil.

İnegöl’ün Bursa’da da ciddi bir lobi ve temsil sorunu olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Bursa’nın en önemli üretim ve ticaret merkezlerinden biri olan İnegöl, ne yazık ki il düzeyindeki karar mekanizmalarında da ekonomik gücüyle orantılı bir etki oluşturamıyor.

Başta Bursa Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, Bursa’daki kamu kurumlarıyla ve karar verici makamlarla ilişkilerimizi daha güçlü ve sistemli hale getirmemiz gerekiyor.

Burada kastettiğim, kurumlarla yalnızca bir sorun ortaya çıktığında görüşmek ya da ihtiyaç duyulduğunda kapılarını çalmak değil.

İnegöl’ün Bursa’daki ilişkilerini yönetecek, taleplerini takip edecek ve kurumlar arasında koordinasyon sağlayacak sürdürülebilir bir süreç oluşturulmalı.

Bugün Büyükşehir Belediyesi ile ilgili bir meselemiz olduğunda kim devreye giriyor? Bursa’daki diğer kurumlarda İnegöl’ün taleplerini kim takip ediyor? Hangi yatırımın hangi aşamada olduğunu, nerede takıldığını ve nasıl ilerletilebileceğini kim biliyor?

Bunların kişisel ilişkilerle ya da dönemsel girişimlerle yürütülmesi yerine kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.

Çünkü İnegöl’ün yalnızca Ankara’da değil, Bursa’da da güçlü bir sese ihtiyacı var.

Geçmişte İnegöl’ün bu konuda önemli bir gücü vardı. Ankara ile ilişkileri iyi yöneten, gerektiğinde kapıları açabilen, şehrin meselelerini takip eden kıymetli isimler bulunuyordu.

Ancak son yıllarda İnegöl’ün lobi ayağının ciddi anlamda zayıfladığını görüyoruz.

Bana göre bugün çözmemiz gereken en önemli meselelerden biri tam da bu.

Çünkü İnegöl olarak kendi yağımızda kavrulmaya alışmışız. Üretiyoruz, ihracat yapıyoruz, istihdam sağlıyoruz ve büyüyoruz. Fakat iş merkezi ve yerel yönetimlerden beklediğimiz yatırımlara geldiğinde aynı başarıyı gösteremiyoruz.

Ankara’dan ve Bursa’dan beklediğimiz yatırımları ya zamanında alamıyoruz ya da istediğimiz ölçüde hayata geçiremiyoruz.

Her geçen gün yeni fırsatlar kaçıyor. Biz ise hâlâ ekonomik büyüklüğümüzün Ankara’da ve Bursa’da kendiliğinden bir karşılık bulacağını düşünüyoruz.

Oysa artık şunu anlamamız gerekiyor:

Ekonomik olarak güçlü olmak başka, karar mekanizmalarında güçlü olmak başka.

İnegöl’ün üretim gücü var, ekonomik potansiyeli var, çalışkan insanları var. Ama bütün bunları hem Ankara’da hem de Bursa’da doğru şekilde temsil edecek güçlü ve sürdürülebilir bir lobiye de ihtiyacı var.

Üstelik bu mesele yalnızca siyasilerin omuzlarına bırakılacak kadar basit değil. İş dünyasının, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının ve şehrin önde gelen isimlerinin ortak bir hedef etrafında buluşması gerekiyor.

İnegöllü bürokratlarımızla bağlarımızı güçlendirmeli, onların başarılarını sahiplenmeli, daha etkili konumlara gelmelerini desteklemeli ve şehrimizle olan ilişkilerini canlı tutmalıyız.

Aynı şekilde Bursa’daki kurumlarla da günübirlik değil, uzun vadeli ve sonuç odaklı ilişkiler kurmalıyız.

Kişilerden ve siyasi görüşlerden bağımsız, tek derdi İnegöl olan bir anlayışa ihtiyacımız var.

Çünkü mesele kimin hangi kapıyı açtığı değil,o kapıdan İnegöl adına ne kazanılarak çıkıldığıdır.

Artık dosya hazırlamaktan çok, o dosyaların takipçisi olacak ilişkileri kurmanın zamanı geldi.

İnegöl’ün Ankara’da da Bursa’da da güçlü bir şekilde temsil edilmesi gerekiyor. Bunun yolu da yalnızca ekonomik büyüklüğümüzü anlatmaktan değil, o büyüklüğü karar mekanizmalarında etkili bir güce dönüştürmekten geçiyor.

Yoksa biz İnegöl’ün ne kadar büyük olduğunu birbirimize anlatmaya devam ederken, beklediğimiz yatırım treni çoktan başka istasyonlara uğramış olacak.

Ve korkarım ki biz yine o trenin arkasından bakacağız…