Çin Halk Cumhuriyetinin en batısında, Doğu Türkistan diye adlandırılan coğrafyada yaşayan Uygur Türklerinin 1949 yılından bugüne kadar işgal altında bulunduğunu, her türlü ezayı ve cefayı çektiklerini, yalnızca Türk ve Müslüman oldukları için hayatlarını kan ve gözyaşıyla yaşamak zorunda olan bu mazlum topluluğun, 300 yıldır devam eden bu kutlu davada çok ağır bedeller ödediğini, oradaki soydaşların canlarını, mallarını, hayatlarını verdiklerini ve hala da vermeye devam ettiklerini bildirdi. Doğu Türkistan’ın, Mao Zedong’un Çin iktidarını ele geçirmesinden sonra sistematik bir işkence yuvasına dönüştürüldüğünü vurgulayan Başkan Cevat Koçak, “Nüfus planlaması adında annelerinin karnında öldürülen masum bebeler, ‘kültür devrimi’ diye adlandırılan ancak yalnızca kültürleri yok etmeye yarayan, ateizm propagandalarının ayyuka çıktığı yıllar, hapis cezaları, işkenceler, idamlar ve katliamlar yapılmış, uygar(!) Çin devleti ne yazık ki bu bölgede nükleer deneme yapacak kadar insani değerlerini yitirebilmiştir. Bu kadarına da “pes” dedirtecek bu olay bile bizler tarafından tam olarak idrak edilememektedir. Ne yazık. Ve bütün bu yaşanmışlıkların bilânçosu, 35 milyona yakın şehit Uygur Türkü.
Bu derecede bir katliam Afrika’nın insan eli değmemiş barbar ilkçağ toplumlarında bile görülemeyecek kadar acınası ve hayvanidir” dedi. “Ancak yüreklerimizi bütün bu vahşetler kadar burkan bir nokta daha var ki, o da bu mazlum toplumun acısını paylaşmamamız, gereken maddi-manevi desteği yeteri oranda yapamamamızdır” diyen Cevat Koçak sözlerini şöyle sürdürdü; “Hepsinden daha önemlisi küreselleşen ve küçülen dünyada bu tertemiz ve haklı davamızı uluslararası platforma taşıyamamamızdır. Kusursuz ‘tek dişi kalmış canavar’ olan batı zihniyeti, çıkarı olmayan konularda ya da uluslararası sorunlarda daima suskun kalmayı yeğler. Bugün neredeyse ülkemizin iç işlerine dahi direkt müdahale etme pervasızlığını yapabilen Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, 35 milyona yakın insanın öldüğü katliamlar serisine ses çıkarmamıştır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi 11 Eylül saldırılarından sonra artan terörist faaliyetleri bahane eden Çin, bu mazlum insanlara olan acımasızlığını daha da artırmıştır. Ancak iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmalıyız. Bugün Türk-İslam aleminin lideri konumunda olan Türkiye Cumhuriyeti, bu zorbalığa ne kadar tepki gösteriyor ki, biz Avrupa ve Amerika’dan ne bekliyoruz. Henüz geçtiğimiz haftalarda Çin Halk Cumhuriyeti ziyaretini gerçekleştiren Cumhurbaşkanımız, gerekli tepkiyi ne yazık ki gösterememiştir.
Sayın Cumhurbaşkanı bile gerekli ve yeterli tepkiyi gösteremezken, Ermeni tehcirleri için ağladığını, yüreğinin cız ettiğini söyleyen sözde Türk aydınlarından, Doğu Türkistan ile ilgili herhangi bir duyarlılık beklemek safdillikten ileri gitmez. Uluslararası ilişkilerde kuşkusuz karşılıklı çıkarlara dayalı ilişki esastır. Ancak kanaatimizce karşılıklı çıkarlar, vicdanımızın sesini duymamıza engel olmamalıdır. Çin ile olan ekonomik ilişkilerimiz uğruna haklı davamızdan taviz vermemiz demek, en yumuşak anlamda “hafiflik”, “kalıbının adamı olamamak” demektir. Yapılacak şey ise bu mazlum insanların sesi olmak, onların acılarını, gözyaşlarını dünyaya duyurmaktır. Uluslararası toplumun, insan hakları örgütlerinin ve objektifliği tartışılsa da Birleşmiş Milletlerin dikkatini kardeşlerimizin üzerine çekmektir. Çin’e verilecek ufak çapta bir diplomatik notanın bile dünyada yankı bulacağı gerçektir. Ancak dirayetli olmamız gereklidir, inançlı olmamız gereklidir, gerçekten Türk-İslam Birliğine inanmamız gereklidir.
Ve ne yazık ki mevcut siyasal konjonktürde bu inanç görülememektedir” Yine de her şeye rağmen bir ümit olduğuna da dikkat çeken Koçak, bu ümidin adının ise Türk Milliyetçiliği olduğunu, her şeye rağmen Ülkücü Hareketin Türk’ü ve İslam’ı yüceltme davasından vazgeçmeyeceğini, son nefer, son nefes ve son damla kana kadar bu uğurda mücadele etmekten bir an bile imtina etmeyeceklerini kaydetti. Koçak sözlerini şöyle tamamladı; “Selam sizlere yüreği esaret zinciri takılmayacak kadar büyük olan Doğu Türkistanlılar. Acınız acımız, kanınız kanımız, davanız davamızdır”


Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın