Okan Göktaş | TÜM YAZILARI
okan@okangoktas.com
Eklenme: 30 Mar 2021 / Sal 18:30
A A / 7731 Kez Okundu
| |

Yastık altında ne varsa bozdurun

Mısır’daki tarihi lahitlerde ve oyma taşlarda araştırma yapan bir arkeolog, Mısır’da bir kölenin günlük istikhakının ne olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, bir köle edindiysen eğer, onun barınma ihtiyacını gidermekle, günlük en az yarım kilo ekmek ve iki litre bira ile beslemekle mükellefsin. Bu gıda maddelerini ve en düşük barınma giderlerini bugünkü fiyatıyla hesapladığınızda bizim asgari ücrete yakın bir değer ortaya çıkıyor. Türkiye’de asgari ücretli çalışan sayısı 16 milyon, işsiz sayısı ise 6 milyon. 22 Milyon kişinin yani ülke nüfusunun dörtte birinin, Mısır’daki köleler kararında yaşam  mücadelesi verdiği ülkemizde, hükümetimiz vatandaştan yastık altı birikimlerini ekonomiye kazandırmasını talep etti.
 
Yastıkaltı döviz ve altının, sistemin dışında kalması ve yer yer sistemi tıkaması bir gerçek. Buradan bakınca bu talep anlaşılabilir görünüyor. Fakat kimde var bu yastıkaltı döviz ve altın  bir düşünelim. Ülkenin çeyreğinin ay sonunu zor getirdiği bir ortamda, geniş kitlelerde kayıtdışı yastıkaltı birikim vardır diye düşünmek hayal olur. Olan birikimin büyük çoğunluğu, döviz borcu olup da, ucuz kurdan alıp borcun vadesini bekleyen küçük aktörlerde, evini arabasını satıp elindeki paranın değerini korumak isteyenlerde, orta sınıf gelir sahibi küçük esnaf ve beyaz yakalılarda bir miktar döviz bulunabilir. Bu kişilerdeki dövizler, sistem için son derece küçük fakat kendi hayatları için çok ciddi miktarlarda olabilir. Kuyumcu esnafını çıkarırsak da, yastık altı altının önemli kısmı Anadolu kadınlarının hayat güvencesi olarak kollarında, sandıklarında.
 
Tüm bu insanlar bir anda, katılım bankalarına koşup, bu birikimlerini liraya çevirip sisteme dahil ederlerse, ekonomi geçici bir rahatlama ve nefes alma sürecine girer mi ? Evet girer. Peki, zırt pırt ekonomi politikasının ve dahi politika yapıcıların değiştiği bir ortamda insanlar bunu yapar mı? Bence hayır.
 
Çünkü insanlar mevcut politika yapıcıların bu paraları alıp geleceğe yönelik doğru yatırımlar yapacağına inanmıyor. Ortada nereye gittiği belli olmayan, bir kayıp 128 milyar Dolar hadisesi var. Merkez Bankası rezervleri; alacakları ve borçları alt alta toplayınca ciddi oranda ekside. Müşteri garantili projelerde, gitmediğimiz hastanelere, geçmediğimiz yollara, aşmadığımız köprülere boşu boşuna döviz ödüyoruz zaten. Dünya ekonomi bilimi, enflasyon ve faiz ters orantılıdır diyor, biz faiz enflasyonun sebebidir diyoruz. Ama o kadar basiretsizce ekonomi yönetiyoruz ki; hem faiz yükseliyor hem döviz hem enflasyon. Üçünü bir arada başarabilen Dünya üzerinde başka ülke yok.
Hadi; ülke bizim ülkemiz, devlet bizim devletimiz, ekonomi bizim ekonomimiz diyelim ve muazzam bir milli şuurla götürelim ne varsa finans sektörünün kucağına bırakalım. Bunu yaptığımız günün ertesi günü, bir şekilde paranın, yandaş müteahhitlere tereyağından kıl çeker gibi aktarılacağı bir kredi kampanyasının başlatılacağına, hemen akabinde bir erken seçim uydurulup tüm paranın çarçur edileceğine on papeline bahse, gözümü kırpmadan girerim.
Kongrelerini bitirene kadar yasakları kaldırıp, kongreler bitince yanlışın faturasını esnafa kesip, esnafa da sırtını dönen bir iktidardan umutlu olmanın iler tutar yanı yok.
Türkiye’de siyaset, millet için değil, lider için yapılıyor. Yüzyıllardır, başımıza gelen her felaketin ardından ‘’Padişahım çok yaşa!’’ diyerek kitleleri konsolide eden, kraldan çok kralcıların tuzaklarına hep düştük.

Geldiğimiz son noktada, ölüden don isteniyor. Belli ki; milletin değil, padişahın selameti mevzubahis. Çok seven götürsün versin. Kalan sağlar bizimdir.