Sosyolojinin işlevini iktidardan başlayarak sosyal dünyayı anlamak ve açıklamak olarak gören Pierre Bourdieu’nun yaklaşımlarından oldukça etkilenen Kirlilik Kavramı ve Aleviliğin Asimilasyonu çalışması kavramsal çözümlemeleri bakımından başarılı. Buna karşın Türkiye’de Aleviliği çalışmanın sıkıntılı olduğunun bir örneği. Aleviliği nasıl çalışırsanız çalışın mutlaka birileri yerinir birileri sevinir Türkiye’de. Çünkü arada bir yerde yabancıdırlar.
Sünni İslam’ın Aleviliği dışladığını düşünenler ucu bir tür melez din telakkisine varan yorumlar inşa ederken Aleviliği İslam içine çekerek onu soğurmaya çalışanlar da Türk-İslam ekseninde bir resmi söylemi inşa etmeye çalışmaktadırlar. Hal böyle olunca içermeye çalışan söylemin Aleviliği dışarıda tutmaya çalışan yorumlara nazaran daha az makbul olduğu da gözden kaçmamaktadır.
Mevlüt Özben tarafından kaleme alınan kitap, resmi Sünni bakış açısı içinde kirlilik kavramı ve Alevilik üzerine yansıması olarak inceleme yapılmış ve görüşmeler ile kitap için sürülen tezlere dayanak bulunmaya çalışılmakta. Aleviliği anlama yönünde akademik bir ilgiden yola çıkmayan çalışma Alevilik üzerine çalışmalar yapan kişilerin eserlerine ve görüşlerine yer vermemiştir. Bunun esas sebebi çalışmanın Aleviliğin ötekileştirilmesinde kirliliğin oynadığı rolün sosyolojik bir perspektifle ele alınabilme imkanı üzerinde yoğunlaşmasından kaynaklanmaktadır. Mevlüt Özben’le tamamı üniversite öğrencisi 22 Alevi görüşmeci ile grup odaklı ve teke tek yapmış olduğu görüşmeler üzerine kurduğu kitabını konuştuk.
Mevlüt ÖZBEN: Çalışmanın özel bir hikayesi yok aslında. Gündelik yaşamlarımızda bir şekliyle tanık ve belki tarafı olduğumuz bir toplumsal durumu (belirli kişi ya da gruplara yöneltilen kirlilik ima ve söylemini)) sosyolojik büyütecin altına alıp inceleyelim istedik. İstedik ki, kimseyi ve hiçbir şeyi kırıp dökmeden, toplumsal durum ve sorunlarımız sosyolojik bir çalışmanın sonuçları etrafında tartışılsın, daha da önemlisi konuşulabilsin. Heyecanımızı canlı tutan, bugüne dek Alevilik bahsinde ele alınmamış, son derece önemli bir konunun ilk kez öncelikle bilimsel olarak tanımlanması ve ortaya konmasıydı ki, sosyolojiden bekleyebileceğimizde budur. Bu bağlamda amacımız, toplumsal durumları çalışma nesnesi yaparak Alevilikle ilgili dini-siyasi tartışmalara-kavgalara girmeden tamamen sosyolojik bir bakışla bir durum tanımına ulaşmaktı.
Çalışmanızı nasıl bir yöntemle hazırladınız?
- Teorik bir kurnaca olarak “kir((lilikle)” ilgili hazırladığımız kuram kısmı deneklerle yapılan görüşmelerden elde edilen verilerle karşılaştırılarak çalışma konusuna ilişkin sosyolojik bilgi, teori ile verinin sağlaması üzerine oturtuluyor. Çalışma uyguladığı yöntemle de, bugünlerde, “sosyolojik araştırma” adı altında gazetelerde sıklıkla karşılaştığımız ya da çeşitli kurumların yaptırdığı araştırmalardan ayrılıyor. Sosyolojik çalışmanın (bilginin) sadece nicel verilerle ve grafike edilmişle ilgili yorumlara dayandığı şeklindeki yanlış algı günümüzde ne yazık ki çok revaçta. Tam da bu noktada, çalışmamız yöntemiyle, bir bakıma, “anketçilerin” ve onların grafik veya yüzde olarak ortaya koyduğu rakamları yorumlayarak “sosyolog tarafını konuşturanların” itibarına zarar verdiği sosyolojik bilginin inşasının, ciddiyet, kuramsal yaratıcılık ve elbette sosyoloji bilmeyi gerektirdiğini hatırlatıyor bize.
Kir, kirli ve kirliliğe ilişkin pek çok şeyin zihnimizde canlanmasına karşın bir şeyi yahut düşünceyi kirli olarak ifade etmenin nedeninin kolaylıkla açıklanamayışının sebebi nedir?
-Temiz, arı ve saf olanın karşıtı olarak kir, kirli ve kirlilik, diğer pek çok dikotomik kavram çifti gibi bir sınıflandırmalar mantığının işleyişi içinde kendimizi, düşüncelerimizi, çevremizi ve yaşadıklarımızı anlamlandırmada olmazsa olmazların en önemlilerinden biridir. Kendi kendimizi kurucu özelliklerimizin öne çıkan unsurları olarak dinsel inanışımız, etnik durumumuz, cinsiyetimiz ve diğerleri temiz ve kirli olmanın ayırdında da ortaya çıkar. Bu bakımdan kir veya kirlilik basit bir hijyen meselesi dışında varoşlumuzla ve mukaddeslerimizle de ilişkili hatta onları biçimlendiren bir derinliğe sahip olduğundan bir çırpıda bu konu hakkında bir şeyler söyleyebilmek sanıldığından daha zordur.
Bir söylem pratiği olarak kirlilik kavramına kuramsal yaklaşımların ortaya koyduğu yaklaşımlar nelerdir?
-Öncelikle şunu söyleyelim: Alevilikle ilgili olarak, “kirlilik” söylem ve imasını bir toplumsal durum bilgisi içinde kavrayabilmek için söz konusu söylem, ima ve düşüncenin kaynağı olan “kirlilik”le ilgili kuramsal bir kurmaca oluşturmak ve ancak ondan sonra araştırdığınız ya da sezdiğiniz veya bildiğinizi zannettiğiniz durumu verilerin ışığında ortaya koymak gerekiyordu. Bizde bunu yaptık. Kirlilik ve bununla ilgili her şeyi öncelikle bir duygu biçimi olarak ele aldık. Daha sonra bu duyguya dinsel olanın etkisinin önemi üzerinde durduk ve nihayet özellikle post-yapısalcı geleneğin verilerinden hareketle “kir”in bir kişi ya da toplulukta nasıl bedenlendiğini tartıştık.
İğrenme ve kirlilik arasında nasıl bir ilişki var?
-İğrenmenin fiziksel veya psikolojik semptomlarla bizi rahatsız eden şeylere karşı hissettiğimiz bir duygu biçimi olduğunu söyleyebiliyoruz. Ama bundan önemlisi, pek çok duygu gibi iğrenme duygusunun da başkalarıyla etkileşime girmek yoluyla toplumsal bir bağlam içinde üretilmesidir. İğrenmenin en arkaik biçimleri olan yiyecek tabu ve yasaklarından ölüm ve ölmüş bedenin çürümüşlüğüne ve kokuşmuşlukla yaşamımızı tehdit edişinden kaynaklanan korkularımızın da eşlik ettiği iğrenme duygusu yöneldiği pek çok şeyi kirletebilir. Bu şekliyle iğrenme kirlilik yaratan bir durumdur ve temel olarak kirlilik korktuğumuz ve iğrendiğimiz bir şeydir.
İğrenme ve kirlilik algısı arasındaki bu ilişkiyi genişlettiğimizde, pek çok toplumsal durumun da (korkma, iğrenme ve kirli sayma) sosyal bir oydaşım içerisinde şekillendiğini söylemeliyiz. Bize göre şu örnek önemli: Öteden beri “üzerine tükürmek” ifadesi kullanılır. Şimdi bir düşünelim. Tükürük iğrenilen bir şeydir. Peki ama, neden tüküren değil de tükürülen itibar kaybeder? Cevabı çok zor değil. İğrenilen şeyler kaynağı ne olursa olsun yöneltildiklerini kirletiyor…
Kültürel farklılık içerisinde öteki ve kirlilik kavramları ne ifade ediyor?
-Kültürel farklılıklarından dolayı“yabancı” ilan edilen ve ötekileştirilen kişi ya da topluluklar, bir yönüyle de, olağanı, rutini ve olması gerekeni tehdit eden (ler)dir. Tıpkı yaşamı tehdit eden ölüm ve onun dehşetli bir hatırlatımı ve kanıtı olan cesetten iğrenmenin ve onu kirli saymaya benzer şekilde ötekiler de “kirliliğin” kendisine mal edilebileceği ve böylece olması gerekenin, düzenin meşruiyetini tazeleneceği “gökte ararken yerde bulunanlar” olup çıkar. Kısacası olması gerekenlerin tümünü barındıran düzenin dışına çıkan veya çıkabilecek pek çok şey kolaylıkla kirli sayılabilir.
Kirliliğin bedenlenimi bağlamında Alevi bedeni nasıl kuruluyor?
-Beden imgemiz büyük ölçüde kültüre özgüdür. Dahası biyolojik bir varlık olarak beden toplumsal ve kültürel süreçler içerisindeki devinimine koşut manevi hayatın ötesine de geçerek ruhsal hayatın kalbi olarak da anlaşılabilmektedir. Burada kirliliğin bedenlenimi ile kastettiğimiz, kirliliğin bir söylem pratiği olarak konuşan öznenin “dile getirme” yeteneği ile dışa vuruldukça yöneltildiği bedeni (kişi ya da topluluğu) simgeleştirmesidir. Bu çalışmada, kirliliğin bir söylem pratiği olarak operasyonelleştirildiğinde nasıl Alevi bedende inşa edildiğini göstermeye çalıştık.
“Kir” pek çok bakımdan özelliklede dinsel ve toplumsal olarak “sapma”lara işaret eden bedensel göstergelerle var olur. Bu bakımdan onun (“kir”in) bedenlenimi, dinsel veya toplumsal sapma olarak görülen/algılanan unsurların fa bedenlenimidir. Böylece bu unsurlara sahip olduğuna hükmedilen insan(lar) kolaylıkla istenmeyen, belirli bir gruba göre daha aşağıda ve hatta kötü(cül) ilan edilebilirler. Alevilerin çeşitli düzeylerde de olsa, bir “kirlilik” ima veya söylemiyle maruz kaldıkları/bırakıldıkları durum da budur. Kirlilik söyleminin işaretlediği (damgaladığı) Aleviler öteki kimliğine mahkum edilmiş yabancılardır artık. Söz konusu yabancılıktan kurtulmanın veya içerisinde yer aldıkları grupça kabul görmelerinin tek yolu kendilerine atfedilen özelliklerinin toplumsal olarak görünmezliğini sağlayabilmek adına kendi kimliklerini (Alevi kimliği) gizlemek ya da kolektif iyinin sınırlarını belirlediği yaşam oyununun kurallarına uymaktır.
Nitel veriler için oldukça az kişinin konuşmuş olmasını nasıl yorumluyorsunuz?
-Bu türden yani nitel veriler üzerinden dayanak arayan çalışmalarda katılımcıların sayısı sanıldığından daha az bir öneme sahiptir. Çünkü bu tür çalışmalarda esas olan katılımcıların nicel olarak temsil güçlerinden çok araştırma konusuyla olan ilgileridir. Bu bakımdan çalışmamızın evrensel bir örneklem problemi olmamıştır.
Görüşmelerde kadın ve erkeklerden aldığınız cevaplarda belirgin bir farklılık söz konusu mu?
-İşin doğrusu kirliliğin yöneltilmesinin gerekçeleri oldukça bütünlüklü olduğundan bunların farklı cinsiyetlerde nasıl algılandığına ilişkin ayrı bir inceleme yapmadık. Ama çalışmanın akışı içerisinde böyle bir farklı algılama tespit ettiğimizi söyleyemem.
Alevi toplum kesimlerinin Diyanet konusundaki şikayetlerinin, zorunlu din derslerine dönük itirazlarının hatta Cemevlerine dönük taleplerinin mevcut düzenin meşruiyetini sağlamlaştırdığını düşünme gerekçenizi açıklar mısınız?
-Bize göre Alevi sorunu temelde, Alevi özne ya da toplumunun Sünni Özne ya da toplumunun muadili, dengi sayılmamasından kaynaklanıyor. Başka bir anlatımla, Türkiye’de Alevi sorunu, Alevilerin kültürel ve dinsel farklılıklarından değil, bizzat bu farklılıkların yok sayılmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan henüz muadil sayılmayan belki de rüştünü ispatlayamamış Alevi bedeni veya topluluğu, kendisinin de, farklı ama Sünni özne ve toplumun muadili, dengi olduğunu göstermek için talep ettiği temel haklarını her dile getirişinde, denk olmama durumunu canlı tutarak mevcut düzenin rakipsizliğine ve tekliğine katkıda bulunmaktadır bize göre. Bu bağlamda sorun, tartışıldığı gibi Diyanet, zorunlu din dersleri ya da cem evlerinin ibadet hane sayılıp sayılmaması sorunu değil, Sünni özne ve topluluğun Alevi özne ve topluluğu kendi muadili, dengi saymama sorunudur. Tam da bu noktada “kirlilik” aşılması zor bir duvar işlevi görmekte ve Alevi sorunu ise söz konusu olan sorunun daha derinlerde olduğunu göstermektedir.
Burada bir de Sünni düzen tabirini kullanıyorsunuz. Bu sıklıkla başvurulan bir ifade ama şunu biliyoruz: Resmi söylem yazılı bir kültüre dayanan Sünni İslam yorumunu özellikle destekleyerek kontrol altına almaya çalışmıştır. Sürecin en önemli özelliği ise devletin şartlara ve ihtiyaçlarına göre dini şekillendirmeye çalışmasıdır. Dolayısıyla burada çifte asimilasyonu görmeksizin sadece bir asimilasyona odaklanmak gerçekliğin bütüncül kavranışına engel oluşturuyor sanırım… Ne dersiniz?
-Biz böyle düşünmüyoruz. Devletin 1924’ten itibaren dini kontrol altına alma ve biçimlendirme gayretini kurumsal bir tavır olarak ortaya koyduğu doğruysa da, burada yine Aleviliğin yukarıda sözünü ettiğimiz derinlikli sorunlar yüzünden kendini ifade etme şansından mahrum bırakıldığını söyleyebiliriz. O (Alevi beden veya topluluk) kendini ifade etme şansını en başından kaybetmiştir. Bu anlamda, diğer heteredoks unsurlar gibi değildir. Alevilik söz konusu olduğunda konu bir üslup sorunu ya da öyle değil böyle olacak sorunu değil, bir yok sayma sorunudur.
Sünniliğin Alevi bedenine bakışının hatta bütün olarak bu kültürü değerlendirişinin sıkıntılı olduğunu ifade ediyorsunuz. Geçenlerde Selim Temo “Dersin taassubu”ndan söz etmişti Mesele dergisinde. Sizin çalışmanızın bile “devlet merkezli” olarak algılandığını düşünürsek bu konularda bir “Alevi taassubu”ndan söz etmek de mümkün değil mi?
-Bu konuda çok fazla bir söylemek istemem ama yine de şunu söylemeliyim: Aleviliğin daha önce ele alınmamış bir konu (kirlilik) etrafında bilimsel bir çalışmayla değerlendiren çalışmamız, toplumsal eşitsizlikleri ve sorunları cesaretle ortaya koymuş ve bu durumdan hoşnut olan-olmayan herkesçe bazı gerçeklerin tartışılmasının önünü açmıştır. Ayrıca Alevi toplum kesimlerinin maruz kaldığı eşitsizlikleri, haksızlıkları bilimin sınırları içerisinde kalarak ortaya koyan bu çalışmanın yazarının sünni oluşu da önemlidir. Ama bu durumun çalışmamızın devlet merkezli biçiminde algılanmasına yol açmasına bakacak olursak, evet biraz sıkıntılar var diyebiliriz. Sanırım henüz iki tarafça da konuşmaya hazır olmadığımız ama mutlaka konuşulması gereken bir konuyu ele aldık. Bu bakımdan çalışmamız öncü sayılabilir.
Çalışmanızın son bölümünde “Liberal politikaların ve açılım vaatlerin çıkmaz sokak olduğu, tüm azınlık gruplar gibi aleviler içinde geçerlidir. Çünkü liberal vizyon, kirlettiklerini temizleyemeyecek kadar mağrurdur” diyorsunuz. Niçin?
-Burada söylemek istediğimiz, iyi niyetli ve sorunlara çözmeye yönelik çalışmaların/çabaların bir işe yaramayacağı değil; aksine sorun olarak ortaya konulan şeyi kuran, inşa eden toplumsal gerçekliği dikkate almadan bu çabaların boşa çıkacağıdır. Sorun siyasi olmaktan önce, onu da koyutlayacak şekilde, sosyolojiktir. Tatmin edici kadar sosyolojik çalışmanın yapılması ve onların ortaya koyduklarını toplum kesimlerinin en azından konuşabilecek olgunluğa ya da tahammül düzeyine gelmemeleri açılım(lar)ı çıkmaz sokağa mahkum eder. Liberal vizyon tüm şirinliklerine rağmen birileri için (aslında başka konularla da herkes için) bir tür sahte cennettir.
Sorunun çözümü için ne öneriyorsunuz?
-Çalışmamız toplumsal bir durum tanımına ulaşmakla görevini yapmıştır diye düşünüyorum. Çalışmanın içinde de vurguladığımız gibi somut bir öneri getirmek sanıldığından daha zor. Ama en azından ortaya konulan ve bundan sonra da konulacak olan durum tanımlarını cesaretle konuşmakla işe başlanabilir. Hiçbir sorun yok saymakla yok olmaz gerçekten…
Mevlüt Özben, Kirlilik Kavramı ve Aleviliğin Asimilasyonu, Ayrıntı Yayınları,2011,112 sayfa.
Dünya Bülteni
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın