Kurumsal hayatta çalışan bağlılığını belirleyen unsurlar değişiyor. Son dönemde öne çıkan uluslararası veriler, çalışanların artık yüksek maaş yerine mental sağlık, psikolojik güvenlik ve sürdürülebilir iş-yaşam dengesine daha fazla önem verdiğini gösteriyor. Bu dönüşüm, şirketlerin insan kaynakları stratejilerinin yanı sıra kurumsal sürdürülebilirlik yaklaşımını da yeniden şekillendiriyor.

Kurumsal Esenlikve Bütünsel Sağlık Yönetimi Danışmanı,Elkin ConsultancyKurucu CEO’su Elif Elkin,çalışan esenliğialanında yürüttükleri çalışmalarla bu değişimin sahadaki yansımalarını gözlemlediklerini belirtiyor.

ÜCRET ODAKLI DÖNEMDEN ESENLİK ODAKLI DÖNEME GEÇİŞ

Elif Elkin, uzun yıllar boyunca iş dünyasında en güçlü motivasyon aracının maaş olarak kabul edildiğini hatırlatarak, güncel tabloyu şöyle değerlendiriyor:"Çalışma hayatında uzun yıllar en güçlü motivasyonun ücret olduğu düşünülürdü. Ancak bugün geldiğimiz noktada çalışanların öncelikleri önemli ölçüde değişiyor"dedi.

Elkin, son bir yılda açıklanan küresel bulguların, zihinsel sağlığını birinci sıraya koyan çalışan oranında belirgin bir yükselişe işaret ettiğini, iş-yaşam dengesinin de en kritik beklentiler arasında öne çıktığını vurguluyor. İyi bir maaşın hâlâ önemli olduğunu, ancak tek başına çalışan bağlılığı yaratmak için yeterli olmadığını ifade ediyor.

KURUMSAL SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKTE YENİ STRATEJİK GÖSTERGE

Elkin’e göre esenlik konusu yalnızca insan kaynakları politikalarıyla sınırlı görülemeyecek kadar stratejik bir boyut taşıyor."Bu tabloyu yalnızca insan kaynakları perspektifinden ele alamayız, kurumsal sürdürülebilirlik açısından da değerlendirmemiz gerekiyor"diyen Elkin, çalışanların psikolojik dayanıklılığının ve iyi oluş halinin şirket performansında doğrudan etkili bir göstergeye dönüştüğünü aktarıyor.

Elkin, kurumlarla yürüttükleri projelerde çalışanların artık sadece nerede çalıştıklarına değil, o kurumun kendilerine nasıl hissettirdiğine odaklandığını belirtiyor. Çalışanların,"Bu kurum bana nasıl hissettiriyor?", "Burada kendim olarak var olabiliyor muyum?", "İşim hayatımı destekliyor mu, yoksa tüketiyor mu?"gibi sorulara yanıt aradığını, bunun da kurumsal bağlılığın tanımını dönüştürdüğünü ifade ediyor.

MENTAL SAĞLIK MAAŞ BEKLENTİSİNİN ÖNÜNE GEÇİYOR

Mental sağlığın maaş düzeyinden daha öncelikli hale gelmesini yorumlayan Elkin, kronik stres, sürekli erişilebilir olma baskısı, belirsizlikler ve tükenmişlik hissinin finansal getirilerle telafi edilemediğine dikkat çekiyor. Elkin,"İnsanlar artık sadece daha fazla kazanmanın yanı sıra, daha kaliteli yaşamayı da talep ediyor"sözleriyle çalışanların beklentilerindeki değişimi özetliyor.

GERÇEK İŞ-YAŞAM DENGESİ NASIL TANIMLANIYOR?

İş-yaşam dengesi kavramının da dönüşüm geçirdiğini belirten Elkin, bu kavramın yalnızca esnek çalışma saatleriyle sınırlanamayacağını ifade ediyor. Ona göre gerçek anlamdaiş-yaşam dengesi; çalışanın kendisine, ailesine, sosyal çevresine, hobilerine ve hem fiziksel hem de ruhsal sağlığına zaman ayırabildiği sürdürülebilir bir yaşam modeli anlamına geliyor. Çalışanlar, kurumlarından tam olarak bu yapıyı destekleyen politikalar ve uygulamalar bekliyor.

YETENEK YARIŞI ARTIK ÇALIŞAN DENEYİMİNDE

Elkin, yetenek yönetiminde yaşanan dönüşüme dikkat çekerek birçok şirketin nitelikli çalışanları çekmek ve elde tutmakta zorlandığını söylüyor. Bugün rekabetin ağırlıklı olarak ücret paketlerinden ziyadeçalışan deneyimiüzerinde yaşandığını belirten Elkin, insanların kendilerini iyi hissettikleri, gelişim imkânı buldukları ve yaşamlarını sürdürülebilir şekilde planlayabildikleri kurumlarda kalmayı tercih ettiklerini aktarıyor.

Bu nedenle çalışan refahını destekleyen programların artık "yan hak" kategorisinde görülemeyeceğini vurgulayan Elkin, söz konusu uygulamaların doğrudan iş sonuçlarını etkileyen stratejik yatırımlar haline geldiğini ifade ediyor.

KURUMSAL ESENLİKTE LİDERLERE DÜŞEN SORUMLULUK

Kurumsal esenlik anlayışının kapsamını anlatan Elkin, sadece dönemsel motivasyon etkinlikleri ya da tek seferlik programlarla kalıcı bir dönüşüm sağlanamayacağını belirtiyor. Esenliğin, kurum kültürüne yerleşmiş, yönetim anlayışıyla desteklenen ve çalışan deneyiminin tüm aşamalarına yayılan bütünsel bir yaklaşım olması gerektiğinin altını çiziyor.

Elkin, çalışanların zihinsel, duygusal ve sosyal iyi oluş hallerini kapsayan sistematik uygulamalar geliştirilmediği sürece sürdürülebilir başarıdan söz etmenin güç olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle liderlerin bu sürecin ana taşıyıcıları olduğunu, yaklaşım ve kararlarının doğrudan çalışan deneyimine yansıdığını ifade ediyor.

GELECEĞİN ŞİRKETLERİ İNSANI MERKEZE ALACAK

Geleceğe ilişkin öngörülerini de paylaşan Elif Elkin, güçlü şirketlerin yalnızca kariyer fırsatı sunan kurumlar olarak değil, aynı zamanda çalışanlarının yaşam kalitesini artıran ve mental sağlıklarını koruyan yapılar olarak öne çıkacağını söylüyor. İnsan odaklı çalışma kültürleri inşa edebilen, çalışanlarına sundukları hayatın bütününü dikkate alan şirketlerin rekabette farklılaşacağını dile getiriyor.

Elkin, çalışanların artık yalnızca bir iş değil, kendilerine nasıl bir hayat sunulduğunu da değerlendirdiklerini, bu nedenle insanın iyi olma haline yapılan yatırımın yeni dönemde en önemli rekabet avantajlarından biri haline geldiğini belirtiyor.

Ayrıntılı bilgi için Elkin Consultancy’nin resmi internet sitesi üzerinden kurumsal esenlik ve bütünsel sağlık yönetimi alanındaki çalışmalara ulaşılabiliyor.