Eylül ayıyla birlikte evlerde okul telaşı yeniden başladı. Çantalar hazırlanıyor, eksikler tamamlanıyor, kırtasiye alışverişleri yapılıyor. Okul öncesi ve birinci sınıfa başlayacak çocuklar için uyum haftası yaklaşırken diğer öğrenciler de yeni eğitim öğretim yılının başlamasını bekliyor. Çocuklarda yeni sınıfın, yeni öğretmenin ve arkadaşlarla yeniden buluşmanın heyecanı var. Anne babaların gündeminde ise biraz daha farklı sorular dolaşıyor: “Bu yıl dersleri nasıl olacak, kaç soru çözecek, hangi kursa gidecek, sınavlarda nasıl bir başarı gösterecek?”

Daha okulun ilk zili çalmadan çocukların önüne uzun bir hedef listesi koyabiliyoruz. “Bu sene daha çok çalışacaksın”, “Geçen yıldan daha başarılı olmalısın”, “Artık oyun biraz azalacak”, “Bu yıl çok önemli…” Cümleler tanıdık. Özellikle sınavlara hazırlanan öğrencilerin bulunduğu evlerde bu konuşmalar çoktan başlamış durumda. Elbette anne babaların amacı çocuklarını korkutmak değil. Herkes evladının iyi bir eğitim almasını ve gelecekte başarılı olmasını istiyor. Ancak iyi niyetle başlayan bu beklentinin zamanla baskıya dönüşmemesine dikkat etmek gerekiyor.

Yeni bir eğitim yılı aslında çocuk için temiz bir sayfadır. Geçen yıl zorlandığı bir dersi bu yıl sevebilir, yeni bir öğretmen sayesinde farklı bir alana ilgi duyabilir, daha önce fark edilmeyen bir yeteneğini keşfedebilir. Biz ise daha ilk günden “Bu yıl senden şunu bekliyoruz” diyerek o sayfayı kendi beklentilerimizle doldurursak çocuğun kendisini keşfetmesine ne kadar fırsat bırakmış oluruz?

Bir başka mesele de daha okul açılmadan başlayan kıyaslama. Hangi arkadaş hangi kursa yazıldı, kim özel ders alacak, kimin çocuğu yaz boyunca kaç kitap bitirdi, hangi öğrenci şimdiden sınava hazırlanmaya başladı… Veliler arasında konuşulan bu konular bazen farkında olmadan çocuklara da taşınıyor. Eğitim böylece öğrenme süreci olmaktan çıkıp mahalleden, sınıftan hatta akrabalardan çocukların birbirleriyle yarıştırıldığı uzun bir maratona dönüşüyor.

Oysa her çocuğun başlangıç noktası aynı olmadığı gibi ilerleme hızı da aynı değil. Biri matematiği çok hızlı kavrarken diğeri yabancı dilde başarılı olabilir. Bir çocuk kitap okumayı severken başka bir çocuk spor sahasında kendisini gösterebilir. Eğitimden beklediğimiz şey bütün çocukları aynı kalıba sokmak değil, onların güçlü taraflarını ortaya çıkarabilmek olmalı.

Bu noktada “Çocuğu kendi hâline bırakalım” gibi bir sonuç da çıkmamalı. Elbette ders çalışacak, ödevini yapacak, sorumluluklarını öğrenecek. Gerektiğinde anne baba olarak takip edeceğiz. Fakat takip etmekle çocuğun bütün eğitim hayatını yönetmek arasında önemli bir fark var. Çocuğa çalışma alışkanlığı kazandırmak başka, daha okulun ilk haftasından bütün gününü ders ve kurs programlarıyla doldurmak başka.

Belki de bu yıl okulun ilk gününde çocuklarımıza “Kaç net yapacaksın?” diye sormadan önce “Bu yıl ne öğrenmek istiyorsun?” diye sormalıyız. “Sınıfın en iyisi ol” yerine “Elinden gelenin en iyisini yap” demeliyiz. Eve geldiğinde ilk sorumuz “Ödevin var mı?” olmadan önce “Okulun nasıl geçti?” olabilir.

Çünkü yeni eğitim yılı yalnızca matematik, Türkçe, fen ya da İngilizceden oluşmuyor. Çocuklarımız okulda arkadaşlık kurmayı, sorumluluk almayı, kaybetmeyi, kazanmayı, paylaşmayı ve kendi ayakları üzerinde durmayı da öğrenecek. Bunların hiçbirinin karşısında karne notu yazmıyor ama ileride hayatlarının belki de en önemli kazanımları olacak.

Önümüzde uzun bir eğitim öğretim yılı var. Sınavları, ödevleri ve yoğun dönemleri elbette olacak. Bunları konuşmak için daha çok zamanımız var. Daha yolun başındayken çocukların heyecanını kaygıya çevirmeyelim.

Bırakalım yeni defterlerinin ilk sayfasını biraz da onlar doldursun.

Çünkü okulun ilk günü bir yarışın başlangıcı değil, yeni şeyler öğrenilecek uzun bir yolculuğun başlangıcıdır.