Geçenlerde bir tanıdığın evinde küçük bir su tesisatı problemi çıktı. İlk bakışta çok büyük bir iş değil; musluğun altından su kaçırıyor. “Bir tesisatçı çağırırız, yarım saatte halleder.” diye düşünüyor. Fakat asıl mesele tamir değil, o tesisatçıyı bulmak olmuş. Birini arıyor, “Bugün doluyum.” diyor. Diğeri telefona bakmıyor. Bir başkası geliyor, bakıyor, “Parça lazım.” deyip gidiyor. Sonunda basit bir musluk arızası birkaç günlük meseleye dönüşüyor.
Bu hikâye bugün sadece tesisatçılar için geçerli değil. İyi elektrikçi, mobilyacı, boyacı, kaportacı, terzi, kaynakçı, tamirci bulmak giderek zorlaşıyor. İnsanların son yıllarda sık sık söylediği bir cümle var: “Parası önemli değil, yeter ki işini düzgün yapsın.” Aslında bu cümle, meselenin geldiği noktayı çok güzel anlatıyor.
Bir dönem aileler çocuklarına meslek seçerken ustalığı ciddi bir seçenek olarak görürdü. Çocuk okuldan sonra bir dükkâna gider, önce ortalığı süpürür, sonra ustasının yanında işi öğrenirdi. Tornavidayı nasıl tutacağını da müşteriye nasıl davranacağını da orada öğrenirdi. Yıllar geçer, kalfa olur, ardından kendi dükkânını açardı. Bir ustanın yetişmesi bazen on yılı bulurdu ama sonunda ortaya gerçekten işinin ehli biri çıkardı.
Sonra hepimiz çocuklarımızın masa başında çalışmasını istemeye başladık. Elbette üniversite okumak, iyi eğitim almak son derece önemli. Ancak toplumun yalnızca mühendis, öğretmen, avukat ya da memura ihtiyacı yok. O mühendisin çizdiği projeyi hayata geçirecek ustaya da ihtiyaç var. Evimizi yapacak duvarcıya, elektriğimizi bağlayacak elektrikçiye, aracımızı tamir edecek motor ustasına, mobilyamızı üretecek marangoza da ihtiyaç var.
İşin ilginç tarafı, yıllarca “Oku da sanayide çalışma.” dediğimiz çocukların büyüdüğü dönemde sanayide yetişmiş eleman bulamamaktan şikâyet etmeye başladık. Bazı mesleklerde iyi ustaların kazançları birçok beyaz yakalı çalışanın gelirini geride bırakmış durumda. Buna rağmen gençlerin önemli bir kısmı hâlâ bu meslekleri tercih etmek istemiyor. Çünkü sorun yalnızca para değil; yıllarca bazı meslekleri toplum olarak ikinci sınıf görmüş olmamız.
İnegöl gibi üretimin merkezinde bulunan bir şehirde bu mesele çok daha önemli. Mobilyadan makineye, metalden otomotive kadar üretimin olduğu her yerde nitelikli insan gücüne ihtiyaç var. Bir fabrikaya son teknoloji makineyi koyabilirsiniz ama o makineyi doğru kullanacak, arızasını anlayacak ve üretimin inceliklerini bilecek insanınız yoksa yatırımın bir tarafı eksik kalır. Teknoloji geliştikçe ustalığın ortadan kalkacağını düşündük, tam tersine teknolojiyle birlikte nitelikli ustaya duyulan ihtiyaç daha da arttı.
Burada mesleki eğitimin de yeniden konuşulması gerekiyor. Gençlere yalnızca “Üniversite kazanmalısın.” hedefi koymak yerine yeteneğine göre doğru mesleğe yönlendirmek gerekiyor. Eli işe yatkın, üretmeyi seven bir çocuğu sırf üniversite diploması olsun diye istemediği bir bölüme göndermek gerçekten başarı mıdır? Belki o genç iyi bir mobilya ustası, elektrik teknisyeni ya da makine operatörü olduğunda hem daha mutlu olacak hem de çok daha iyi bir gelecek kuracak.
Ustalık yalnızca el becerisi de değildir. İyi usta sözünün arkasında durur. “Salı günü geleceğim.” dediyse gelir. Yaptığı işin arkasında durur, hata yaptıysa düzeltir. Müşterinin işi bilmiyor olmasını fırsata çevirmeye çalışmaz. Bu yüzden insanlar yıllarca aynı ustaya gider. Hatta iyi bir otomobil ustasının telefon numarası bile dostlar arasında tavsiye edilerek elden ele dolaşır. Çünkü güvenilir usta artık gerçekten kıymetli.
Bugün belki de meslekleri yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Çocuğumuz tornavida tutuyorsa, bir şeyler söküp takmayı seviyorsa hemen “Bırak onları, dersine çalış.” demek yerine yeteneğini fark etmek lazım. Her çocuk aynı işi yapmak zorunda değil. Birinin başarısı ameliyat yapmaksa diğerinin başarısı kusursuz bir mobilya üretmek olabilir.
Çünkü önümüzdeki yıllarda yalnızca diploma sahibi insanlara değil, gerçekten bir işi bilen insanlara çok daha fazla ihtiyaç duyacağız.
Bir gün evinizde musluk bozulduğunda, aracınız yolda kaldığında ya da fabrikanızdaki makine durduğunda diplomanız değil, telefon rehberinizdeki iyi ustanın numarası imdadınıza yetişiyor.
O yüzden çocuklara artık “Oku da usta olma.” demek yerine belki başka bir cümle kurmalıyız:
Ne iş yaparsan yap, işinin ustası ol.
Çünkü görünen o ki geleceğin en kıymetli insanlarından biri, gerçekten işini bilen usta olacak.

Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın