Yeniceköy Mahallesi Sevgi Düğün Salonunda düzenlenen, sunuculuğu Yeniceköy Fatih Cami İmamı Harbi Çelik’in yaptığı panel, Yenice Çarşı Camii İmamı Muhammet Azizoğlu’nun Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Panel sonunda katılımcılara Müftülük tarafından Kitap dağıtımı yapılırken, Çarşı Camii Derneği tarafından ise helva ikramında bulunuldu.
CENAB-I HAK’IN KUDRET VE AZAMETİNİ TEFEKKÜR EDEBİLİRİZ
Panelde konuşan İlçe Vaizi Sami Kencik, “İlk emri ‘oku’ olan bir dinin mensupları olarak bir yerlerden okumaya, okutmaya ve ilim tahsil etmeye başlamalıyız. Okumak demek, illa da kitap okumak diye anlaşılmamalıdır. Tabiatı okuyarak, Cenab-ı Hak’ın kudret ve azametini tefekkür edebiliriz. Çevremizi okuyarak, nasıl bir ortamda yaşadığımızı, nasıl hareket etmemiz gerektiğini anlayabiliriz. İnsanları okuyarak, iyi mi kötü mü olduklarını anlayabiliriz. Sevdiklerimizi okuyarak, onlarla olan münasebetlerimizi geliştirebiliriz. Sevmediklerimizi, kızdıklarımızı okuyarak, onlardan gelebilecek muhtemel tehlikelere karşı tedbirler alabiliriz. Kendimizi okuyarak, yaratılış gayesine uygun olarak yaşayıp yaşamadığımızı idrak edebiliriz. Şüphesiz asıl okumak, iyi bir muallimin tedrisatından geçmek demektir. İyi bir muallimin eğitiminden geçen insan hayat boyu attığı her adımın, aldığı her nefesin, geçirdiği her anın hesabını yapar, ölmeden önce kendisini hesaba çekmesini bilir. İlim iki türlüdür. Birincisi zahiri ilimlerdir ki; bunlar insanın dünyasına yöneliktir, matematik, fizik, kimya, astronımi, tıp gibi. Bir de batını ilimler (dini ilimler) vardır ki; bu ilimler insanın hem dünyada saygın olmasına hem de ahirette kurtulmasına vesile olurlar, Kur’an, fıkıh, tefsir, ilmihal gibi” dedi.
OKUMAKTAN VE OKUTMAKTAN VAZGEÇMEDİLER
Kencik, “Bazı insanlar derler ki, ‘Aman efendim benim yaşım geçti. Bu yaştan sonra okuyacağımda ne olacak?’ Bu düşünce çok yanlış ve yersiz bir düşüncedir. Olaya şu açıdan yaklaşalım. Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya fiilen peygamberlik vazifesi verildiğinde 40 yaşında idi. Mevla’nın ‘Oku’ emrinin ilk muhatabı olarak –bildiğimiz manada okur, yazar olmamakla beraber- (ki O’nun peygamberlik delillerinden biriside ümmi olmasıdır) Allah’ın adı ile okumaya başladı. İlahi vazife gereğince Allah’ın emrini insanlara ulaştırarak, onlarında okumalarına vesile oldu. Bu insanlar arasında akıl baliğ olmamış çocuklar da vardı, pir-i fani denilen ihtiyarlarda. Ancak Allah ve Rasülüne iman edenlerden hiç birisi “ben okumam” demedi, bilakis “başka ne okuyayım?” diye sordu. Yakın zamanımızı hatırlayın. Necip Fazıl Kısakürek’in “son devrin din mazlumları” isimli eserinde hayatları anlatılan muhterem zatlar okudular ve okuttular, hatta yıllarca gözlem altında tutuldular yine de okumaktan ve okutmaktan vazgeçmediler” dedi.
İSLAM DİNİ BİR İLMİ VE İRFAN DİNİNDİR
Panelin konuşmacılarından İnegöl Müftü vekili Dr. Ömer Faruk Atan ise, “İslam dini ilme, okumaya ve bilgiye büyük önem vermiştir. Geleneğimizde ilmin vasıtaları olan kalem, ilmin kayıt altına alınmasına ve yayılmasına hizmet ettiği için kutsal sayılmıştır. Çünkü İslam dini bir ilmi ve irfan dinindir. Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor, ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku, insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.’ Okuyup öğrenmek gibi önemli bir işe başlarken, Allah’ın adını anarak başlamamız özel olarak emrediliyor. Okur-yazar olmayan bir Peygambere inen ilk âyetlerde okumaktan ve kalemle yazmaktan söz ediliyor, ‘Rabbin insanoğluna kalemle yazmayı öğretmiştir’ deniliyor, kalem o gün olduğu gibi bugün de insan hayatında en etkili öğretim aracıdır. İslam kadar ilme önem veren başka bir din yoktur. Kur’an-ı Kerim’de sadece ilim kelimesi yüz beş defa zikredilir. Bu kökten gelen diğer kelimelerle birlikte bu sayı sekiz yüz elli dokuzu bulur. Ayrıca ‘akıl, zikir, fikir’ gibi kelimeler Kur’an-ı Kerim’de çokça zikredilir. Âlim yaşadığı sürece çevresini aydınlatarak, bu tavrı ile Allah’ın rızasını kazanacağı gibi, yetiştirdiği öğrenciler ve bıraktığı yazılı eserlerle öldükten sonra da amel defterinin kapanmamasını sağlar. Peygamberimizin şöyle buyurduğunu nakletmiştir, ‘Mümin, ölümünden sonra hayatta iken öğrettiği ve yayınladığı ilimden, geride bıraktığı iyi evlâttan, miras olarak bıraktığı mushaftan, yaptırdığı mescidden, yolcular için inşa ettiği misafir evinden, akıttığı sudan, sağlıklı iken malından çıkardığı sadakadan kendisine sevap ulaşır.’ Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim ilmin tersi olan cehaleti istememiştir” diye konuştu.





Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın