Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 252. maddesi kapsamında düzenlenenrüşvet suçukonusunda Yargıtay’dan dikkat çeken bir karar çıktı. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, somut olayın koşullarını değerlendirerek şarta bağlı teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağı sonucuna vardı. Daire, şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilemeyeceğine ve anlaşmanın konusunun ortadan kalkacağına dikkat çekti.

SINIRDAN GEÇİŞ İÇİN PAZARLIK

İddiaya göre göçmen kaçakçılığıyla uğraşan bir kişi, göçmenleri sınırdan geçirmek amacıyla rüşvet pazarlığı yaptı.

Şüpheli, göçmenlerin sınırı geçmesi halinde belirli bir bedel ödemeyi taahhüt etti. Güvenlik güçlerinin şikâyeti üzerine Cumhuriyet savcılığı tarafından şüpheli hakkında "rüşvet" ve "hakaret" suçlarından soruşturma başlatıldı.

Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan sanığa "hakaret" suçundan hapis cezası verilirken, "rüşvet vermek" suçundan beraat kararı çıktı.

DOSYA YARGITAY’A TAŞINDI

Kararın istinafa taşınmasının ardından Bölge Adliye Mahkemesi itirazları geri çevirdi. Sanık avukatının temyiz başvurusu üzerine dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin gündemine geldi.

Daire, yaptığı değerlendirmedeşarta bağlı rüşvetteklifineilişkin önemli bir hukuki değerlendirmede bulundu.

YARGITAY’DAN EMSAL DEĞERLENDİRME

Yargıtay kararında şu ifadeler aynen yer aldı:

"Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.05.1987 tarihli ve 1987/600 Esas, 1987/245 sayılı Kararında vurgulandığı gibi rüşvet suçunun konusu, işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesinin yapılamayacağı, zira şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilemeyeceği, başka bir anlatımla anlaşma konusunun ortadan kalkacağı ortadadır. Somut olayda sanığın sınırdan göçmen geçirdiğine ilişkin delil de elde edilemediğinin anlaşılması karşısında; şarta bağlı olan teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, anlaşıldığından, Mahkemenin suçun vasfına yönelik tespit ve uygulamasında hukuka aykırılık görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu tespit edildiği, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmıştır. Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Temyiz isteminin esastan reddine, hükmün onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir"