Uzun zamandır sosyal medya dışında bir şey yazmak için enerji bulamıyordum. Kelimeler zihnimde dolaşıyor ama bir türlü cümleye dönüşmüyordu. Ama derler ya;“Sussam gönül razı değil, konuşsam dilim varmıyor”. İşte bende de tam olarak öyle bir hal vardı. Ne var ki, artık susmanın da bir fayda etmediğini görüyorum.
İnegöl, bir dönem öyle hızlı gelişiyordu ki, hepimizin içinde ayrı bir heyecan oluşturuyordu. O gelişim hızı, o ivme, şehrin her noktasında hissediliyordu. Fakat zamanla bu ivme kayboldu; ivmeyle birlikte heyecan da kayboldu. Heyecanı olanların, bir şeyler yapmak isteyenlerin hevesleri kırıldı. Sonuç mu? İşte ortada duran, “kendi yağıyla kavrulmaya çalışan” bir şehir… Tartışmaların, küçük hesapların ve bireysel ajandaların arasında sıkışmış bir İnegöl.
Şehrin yaşadığı her problemin sonunda dönüp dolaşıp adres olarak belediyeler işaret ediliyor. Evet, yerel yönetimler şehrin omurgasıdır; fakat sadece belediye ile bir şehrin ayağa kalkmasını beklemek büyük bir yanılgıdır. Çünkü bu şehirde makam işgal eden, protokolde yer almaya çalışan onlarca dernek, STK, oda ve temsilcilik var. Fakat iş “şehir için ne yaptınız?” sorusuna gelince, çoğunun cevabı maalesef:koca bir hiç.
Adı var, tabelası var, sosyal medyası var… Peki ya şehirdeki karşılığı? Yok.
Belki de artık gerçekten bazı şeylere yeni bir pencereden bakmanın zamanı geldi. Belki de değişim dediğimiz şey, sandığımız kadar uzak değil. Dünya değişiyor, insanlar değişiyor; o halde mantalitelerin, bakış açılarının, alışkanlıkların aynı kalmasını beklemek de abesle iştigal.
Bu şehirde enerji dolu gençler var. Fikir üreten, proje üreten, etki alanı oluşturan, dünya ile rekabet edebilecek bir potansiyele sahip gençler… Fakat çoğu görmezden geliniyor, duymazdan geliniyor, yok sayılıyor. Oysa şehirlerin geleceğini şekillendiren en önemli güç, tam da bu genç enerji değil mi?
Unutmamak gerekir kimakamlar da, unvanlar da gelip geçicidir. Bugün var, yarın yok. Asıl olan geride bırakılan izdir. Hatıralarda güzel isimlerle anılmak, bir şehre gerçekten katkı sunabilmek, insanlara dokunabilmek… Asıl kalıcı olan bunlardır.
İnegöl bunu hak ediyor.
Bu şehir, yeniden heyecanı hissedecek adımları hak ediyor.
Gençleriyle, üreticisiyle, esnafıyla, STK’sıyla, yöneticisiyle bir bütün olmayı hak ediyor.
Belki bir yerden başlamak gerek.
Belki bir cümleyle, bir fikirle, bir adımla…
Ama en önemlisi:değişimin gerektiğini kabul etmek gerek.






















Adem kardeşim ;Yazınızda hissettiklerimizi kelimelere dökmenizden dolayı teşekkür ederim.
Gerçekten de uzun zamandır İnegöl’de yalnızca ekonomik değil, sosyal ve zihinsel bir durgunluk yaşanıyor. Ne yazık ki bu durağanlıkta, şehrin karar mekanizmalarının yıllardır aynı isimler, aynı çevreler ve aynı anlayışlar etrafında dönüp durmasının payı büyük.
Bugün İnegöl’de ister siyasi partilere bakın, ister STK’lara, ister meslek odalarına… Her yerde, gençlerin önü kapalı. Eğitimli, üretken, dünya görmüş, vizyon sahibi gençlerin yerine; çoğu zaman mesleki hayatını tamamlamış, belirli aile çevrelerine mensup, yıllardır o koltukları bırakmayan isimler tercih ediliyor. Şehrin yönetim ve temsil alanları adeta aile tekelinde dönen bir yapıya dönüşmüş durumda.
Bu durum sadece temsil adaletini değil, aynı zamanda kolektif aklı ve katılımcılığı da boğuyor. Çünkü farklı sesler, yeni fikirler dışlandıkça, sadece insanlar değil, şehir de kendini tekrar etmeye mahkûm kalıyor.
Diğer yandan İnegöl’e has bir başka gerçek daha var: “hızlı para kazanma arzusu” ve “gösteriş budalalığı”. Bu anlayış, reel üretim yerine vitrine odaklanan, altı dolmamış büyümeleri teşvik ediyor. Bunun sonucunda da sadece iflas eden firmalar değil; yüzlerce mağdur, alacaklı, çalışan ve aileler geride kalıyor.
Siyasi anlamda da benzer bir tablo var: İktidar partisinin İnegöl’ü “garanti görüyor” olması, ne yazık ki bu şehrin hak ettiği hizmeti alamamasına yol açıyor. Oysa İnegöl, sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin katma değeri en yüksek üretim merkezlerinden biri. Fakat bu potansiyele uygun oranda ne yatırım, ne temsil, ne de değer aktarımı var.
Artık bu döngünün kırılması gerekiyor. Yeni yüzler, yeni fikirler, yeni heyecanlar olmadan değişim mümkün değil. Gençleri sadece “protokol fotoğrafı” için değil, karar masalarında görmek gerekiyor. Aksi halde İnegöl, sadece kendi yağıyla kavrulmakla kalmayacak; günü kurtarmaya çalışan ama geleceğini kaybeden bir şehir olacak.
Adem kardeşim;Yazınızda hissettiklerimizi kelimelere dökmenizden dolayı teşekkür ederim. Gerçekten de uzun zamandır İnegöl’de yalnızca ekonomik değil, sosyal ve zihinsel bir durgunluk yaşanıyor. Ne yazık ki bu durağanlıkta, şehrin karar mekanizmalarının yıllardır aynı isimler, aynı çevreler ve aynı anlayışlar etrafında dönüp durmasının payı büyük.
Bugün İnegöl’de ister siyasi partilere bakın, ister STK’lara, ister meslek odalarına… Her yerde, gençlerin önü kapalı. Eğitimli, üretken, dünya görmüş, vizyon sahibi gençlerin yerine; çoğu zaman mesleki hayatını tamamlamış, belirli aile çevrelerine mensup, yıllardır o koltukları bırakmayan isimler tercih ediliyor. Şehrin yönetim ve temsil alanları adeta aile tekelinde dönen bir yapıya dönüşmüş durumda.
Bu durum sadece temsil adaletini değil, aynı zamanda kolektif aklı ve katılımcılığı da boğuyor. Çünkü farklı sesler, yeni fikirler dışlandıkça, sadece insanlar değil, şehir de kendini tekrar etmeye mahkûm kalıyor.
Diğer yandan İnegöl’e has bir başka gerçek daha var: “hızlı para kazanma arzusu” ve “gösteriş budalalığı”. Bu anlayış, reel üretim yerine vitrine odaklanan, altı dolmamış büyümeleri teşvik ediyor. Bunun sonucunda da sadece iflas eden firmalar değil; yüzlerce mağdur, alacaklı, çalışan ve aileler geride kalıyor.
Siyasi anlamda da benzer bir tablo var: İktidar partisinin İnegöl’ü “garanti görüyor” olması, ne yazık ki bu şehrin hak ettiği hizmeti alamamasına yol açıyor. Oysa İnegöl, sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin katma değeri en yüksek üretim merkezlerinden biri. Fakat bu potansiyele uygun oranda ne yatırım, ne temsil, ne de değer aktarımı var.
Artık bu döngünün kırılması gerekiyor. Yeni yüzler, yeni fikirler, yeni heyecanlar olmadan değişim mümkün değil. Gençleri sadece “protokol fotoğrafı” için değil, karar masalarında görmek gerekiyor. Aksi halde İnegöl, sadece kendi yağıyla kavrulmakla kalmayacak; günü kurtarmaya çalışan ama geleceğini kaybeden bir şehir olacak.
Çok doğru söylüyorsun ama belediyenin , belediye başkanının, etrafındaki gereksiz insanların,insanlardan uzak tavrından dolayı bu hale gelmiş olabilir demiyorum tamda bu yüzden diyorum, halkından uzak bir belediyecilik olamaz, sadece sonbahar gelince resim paylaşmakla olmaz bu belediyecilik halkın sorunlarını çözmekle olur