Sessiz protesto… Muğla deplasmanında oynanan futbol sonrası işin açıkçası Ankara maçında da biraz çekincem vardı. Güzel bir havada oynanan mücadeleye ise, benim endişemin aksine iyi başladık. Rakibin oynadığı bu futbola bakınca “Bu puanı nasıl topladılar?” diye hayret etmemek elde değil. Onlar bu oyunla buradaysa, bizim oynadığımız futbolla inanın sıralamada 2. olmamız gerek.

Maça kanatlardan Hüseyin ve Taner’in bindirmeleriyle başladık. İleride Yasin Ozan’ın stoperlere baskı yapıp arkadan oyun kurmalarını engellemesiyle sahanın mutlak hâkimi olduk. Tabii ileride çok adamla baskı kurarken ilk pozisyonu Ali Aydemir ile yakaladılar. Yine başrolde kaleci Bekir vardı; yaptığı kurtarışla rakibin umudunu kırdı.

Akabinde Kerem’in golüyle ipleri elimize aldık. Golden sonra takım olarak yapılması gereken her şeyi yaptık. Üç topla rakip sahaya geldik ama haftalardır süren bonkörlüğümüz bu maçta da devam etti. Belki çok erken gardını ve direncini indirebileceğimiz Ankaraspor’u oyunda tutmak için adeta her türlü desteği verdik.

Basit bir kademe hatası yaptık, öne geçtiler. Korku filmi izlemeye başlarken Taner ile cevap verdik. Ardından yine baskı yaptık, gol umuduyla yüklendik ama atamadık. Kastamonu maçında olduğu gibi 88. dakikada net gollük pozisyonu kaçırmamız ise adeta deja vu etkisi yaptı.

İşin özetinde iyi oynadık ama yine sonucu lehimize çeviremedik. İki oyuncu değiştirdik: Taha ve Burak. Ancak süreleri bana göre geçti. Hele Burak’ın 88. dakikada oyuna girmesini anlamakta zorlandık. Taha’nın oyundaki sistemi ise işe yaradı. Özellikle iki kanat da oyunda kalınca daha ofansif bir görüntü verdik. Ancak kulübede hamle şansınız ya da sahada dokunuş yapacak futbolcunuz kısıtlıysa fazla söylenecek söz kalmıyor. Bu maçta bunu fazlasıyla hissettik.

Bu arada zorlu fikstür süreci geride kaldı; bu bir avantaj. Fakat bundan sonra peş peşe oynayacağımız Beykoz, Buca ve Kepez’in de başka hikâyeleri var. Yani kolay maç yok. Aynı mücadeleci futbola devam etmekten başka çaremiz yok gibi görünüyor.