Türkiye’nin en kalabalık şehri denildiğinde akla ilk gelen elbette İstanbul. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 yılı verilerine göre 15 milyon 701 bin 602 kişilik nüfusuyla açık ara zirvede yer alan İstanbul, aynı zamanda 81 ilin tamamından vatandaşın bir arada yaşadığı kozmopolit yapısıyla biliniyor.

Ancak soru değiştiğinde tablo da tamamen değişiyor:“Herkes kendi memleketine dönse Türkiye’nin en kalabalık ili hangi şehir olurdu?”
TGRT Haber’de paylaşılan verilere göre bu sorunun yanıtı İstanbul değil.

ZİRVEDE ŞANLIURFA VAR

TÜİK’in hemşehri nüfusunu baz alan değerlendirmesine göre, herkes kendi memleketinde yaşasaydı Türkiye’nin en kalabalık kenti3 milyon 147 bin 997 kişilik hemşehri nüfusuyla Şanlıurfaolacaktı.
Şanlıurfa’yı nüfus büyüklüğü açısındanKonyatakip ederken, İstanbul bu senaryodaüçüncü sırayageriliyor.

Listede ayrıcaDiyarbakır, Ankara ve Samsungibi geniş hemşehri nüfusuna sahip iller de üst sıralarda yer alıyor. Rakamlar, Türkiye’nin uzun yıllardır süren iç göç hareketliliğinin ve büyükşehirlere yönelişin boyutunu bir kez daha ortaya koyuyor.

VATANDAŞIN TAHMİNLERİ DİKKAT ÇEKTİ

Haberde mikrofon uzatılan vatandaşların verdikleri cevaplar da dikkat çekti.

Bir vatandaş,“Herkes memleketine dönse Türkiye’nin en kalabalık ili İstanbul olmazdı herhalde”diyerek büyük göç hareketine vurgu yaptı.

Bir diğeri“Memleketine dönseler İstanbul boşalır”ifadelerini kullandı.

Bir başka vatandaş ise“Güneydoğu’dan bir il diye düşünüyorum”diyerek Şanlıurfa tahmininde bulundu ve doğru bildi.

Bazı vatandaşlarMalatya, bazıları ise tekrarUrfacevabı vererek, bölgenin geniş nüfus yapısına dikkat çekti.

İÇ GÖÇÜN YANSIMASI

Uzmanlar, bu senaryonun Türkiye’de özellikle 1950’lerden itibaren hızlanan göç dalgasını anlamak açısından önemli bir veri olduğunu belirtiyor. Sanayileşme, ekonomik motivasyonlar ve eğitim gibi nedenlerle büyükşehirlere yönelen milyonlarca kişi, gerçek nüfus dağılımının şehirlerde nasıl değiştiğini gösteriyor.

Herkes memleketinde yaşasaydı ortaya çıkan bu tablo, hemşehri nüfuslarının şehirlerde ne kadar yoğunlaştığını ve iç göç hareketliliğinin Türkiye’nin sosyokültürel yapısında ne denli belirleyici olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.